YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14043
KARAR NO : 2011/433
KARAR TARİHİ : 20.01.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.11.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 31.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, Serik Noterliği’nde 18.03.1994 tarihinde re’sen düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile davalıların murisinin … parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının satışını vaat ettiğini, taşınmazı teslim alıp üzerine üç katlı bina yaptığını, tapunun devredilmediğini ileri sürerek, … parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının adına tescilini istemiştir.
Davalı …, zamanaşımı süresinin geçtiğini ve taşınmazın muvazaalı olarak edinildiğini davanın reddini savunmuş, diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, taşınmazın bedeli ile satış bedeli arasında orantısızlık bulunup, muvazaalı işlem yapıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Taraflar arasında sözleşme ilişkisinin meydana gelebilmesi için, karşılıklı olarak ve birbirine uygun surette iradelerini beyan etmeleri gerekir. İrade açıklamasında bulunan tarafla, bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlem bulunduğu görünüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir. Daha açığı, muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılmış aykırılıktır. Bir sözleşmenin muvazaalı olarak yapıldığını bizzat sözleşmenin tarafları ileri sürebileceği gibi ilgili üçüncü kişiler de ileri sürebilir. Muvazaanın
2010/14043-2011/433
kanıtlanması da bu kişilerin durumuna göre değişecektir. Muvazaa iddiasında bulunan muvazaalı olduğunu ileri sürdüğü sözleşmenin tarafı ise, iddia senede karşı bir iddia sayılacağından bunu ancak aynı nitelikte belge ile kanıtlayabileceği HUMK’nun 288 ve 290. maddelerinde hüküm altına alınmıştır. Muvazaa iddiasında bulunan muvazaalı olduğunu ileri sürdüğü sözleşmenin tarafı değil ise, muvazaayı her türlü delil ile kanıtlayabilir.
Somut olayda davacı, davalının murisleri ile Serik Noterliği’nde 18.07.1994 tarihinde re’sen düzenlenen satış vaadi sözleşmesine dayanmıştır. Tapu kaydından, … parsel sayılı taşınmazın 1/2 payının satış vaadi sözleşmesinin borçlusu ve davalıların murisi … Kozan’ın adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Keşif sırasında dinlenen davalı …’nin eşi olan davacı tanığı, taşınmazın davacı tarafından muris …’den satın alındığını beyan etmiştir. Davada muvazaa iddiasında bulunan davalı …, satış vaadi sözleşmesinde satışı vaat eden … Kozan’ın mirasçısı, başka bir deyişle bu kişinin halefidir. Muvazaa iddiasını 18.07.1994 tarihinde noterde re’sen düzenlenen sözleşmeye karşı ileri sürdüğünden, bu iddiasını HUMK’nun 288 ve 290. maddeleri uyarınca aynı nitelikte bir belge ile kanıtlaması gerekir. Sözleşme, aynı yasanın 293. maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile, muvazaa iddiası ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Nitekim, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında bu görüşten hareketle iddianın yazılı delille kanıtlanabileceği ilkesi benimsenmiştir. Somut uyuşmazlıkta, muvazaa iddiasında bulunan davalı tanık beyanlarına dayanmış, taraflar arasında muvazaa iddiasını kanıtlayan yazılı bir belge sunmadığı gibi, resmi biçimde yapılan satış vaadi sözleşmesinin geçersizliğini kanıtlar nitelikte delil de ileri sürmemiştir. Mahkemece, davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 20.01.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.