YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7615
KARAR NO : 2021/12663
KARAR TARİHİ : 21.10.2021
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece bozma kararından sonra ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı … mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, ( o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, … 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, … 2000, s.288).Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir. Şu halde yapılması gereken iş; anılan HGK kararı çerçevesinde, tüzel kişiliği sona eren davalı şirketin ihyası için tasfiye memurluğu ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek ayrı bir dava açılması için davacı tarafa uygun bir süre verilmeli, dava açıldığı takdirde bu davanın sonucu beklenmeli, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde, taraf teşkili sağlanarak, sonucuna göre karar verilmelidir.
Eldeki davada bir önceki bozma ilamının gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmakla, öncelikle davalı şirketin ilgili Ticaret Sicilinden kayıtları celp edilerek, şirketin iflas ve sicilden terkin durumu araştırılarak gerekmesi halinde yukarıda belirtilen esaslar dahilinde ihya prosedürü işletilmeli, kabule göre de davacının çalışmalarının, 25.07.2002 – 15.10.2002 tarihleri arasında bildirilmesi ve duruşmada dinlenen tanıklardan, davacılar murisinin davalı işyerinde çalışmalarının bulunduğunun belirtilmesi karşısında anılan çalışmanın, süreklilik arz edip etmediği, sezonluk nitelikte ise davacının tespitini istediği dönemdeki çalışmasının sezonluk mu yoksa sürekli mi olduğunun, günde kaç saat çalışıldığının belirlenmesi, bordro ve komşu işyeri tanıklarının araştırılarak, dinlenen tanık ifadeleri arasındaki çelişkilerin giderilmeden eksik araştırma suretiyle karar verilmesi ile, yapılan irdeleme sonucunda hizmet akdinin varlığı ve iddia olunan sürelerin kanıtlanması halinde sigortalının askerde geçen süre zarfında hizmet akdinin askıda olduğu düşünülmeksizin hak düşürücü süre değerlendirilmesinde bulunulması da isabetsizdir.
O hâlde, davacı … mirasçıları vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı … mirasçılarına iadesine, 21.10.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.