YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12567
KARAR NO : 2013/14536
KARAR TARİHİ : 30.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı tarafından verilen 22.8.2005 tarihli vekaletname ile, davalının vekili olarak icra ve dava dosyalarını takip ettiğini, ancak haklı bir neden olmadan 30.4.2010 tarihli azilname ile azledildiğini, vekalet ücretinin ise ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 10.000,00 TL vekalet ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 27.11.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarını 11.908,18 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı, davacının kendisine vekaleten Aile Mahkemesinde boşanma davası açtığını, ancak eşya davası için kendisine yardımcı olmadığını, dava dilekçesini telefonla arzuhalciye yazdırdığını, Aile Mahkemesindeki ilk duruşmaya katılmadığını, bu nedenle çok zor durumda kaldığını, öte yandan davaları da yanlış açtığını, mükerrer taleplerle fazla miktarda vekalet ücreti ödemesine neden olduğunu, davada kişiliğine uygun olmayan beyanlarda bulunması için kendisine telkinlerde bulunduğunu, kabul etmeyince de azarlayarak kaba davrandığını, ayrıca büro dışında alışveriş merkezlerinde buluşmayı teklif ettiğini, tüm bu nedenlerle davacıyı haklı olarak azlettiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, alınan bilirkişi raporu gereğince, azlin haksız olduğu kabul edilmek suretiyle, davanın kabulüne, 11.908,18 TL vekalet ücreti alacağının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen 2013/12567-14536
Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
“Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.
Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” Hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin, 30.4.2010 tarihli azille sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı avukat, azlin haksız olduğunu ileri sürerken davalı ise, davacının görevini sadakat ve özenle yerine getirmediğini, yanlış davalar açıp, mükerrer taleplerde bulunduğunu, kendisini zarara uğrattığını belirterek azlin haklı olduğunu savunmuştur. O halde taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığı ile ilgili olup, ancak bunun sonucuna göre davalının vekalet ücreti ödemekle yükümlü olup olmadığına karar verilebilecektir.
Mahkemece, davalının yargılama sırasında ileri sürdüğü azil nedenleri üzerinde durulmadığı gibi, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, davalının somut olarak bildirdiği azil nedenleri incelenip değerlendirilmeden, genel ve soyut 2013/12567-14536
ifadelerle azlin haksız olduğu belirtilmiştir. Öte yandan mahkemece, “azil ihtarında azil sebeplerinin ortaya konulmadığı, davalı tarafından dava aşamasında bu sebeplerin ileri sürüldüğü” gerekçesiyle de azlin haksız olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Oysa ki vekalet sözleşmesine ilişkin genel düzenlemeleri içeren Borçlar Kanunu’nun 386. ve sonraki maddelerinde, müvekkilin azil iradesini bildirirken azil sebeplerini de aynı anda ve bütünüyle bildirmekle yükümlü olduğu yönünde herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Yine özel kanun niteliği taşıyan Avukatlık Kanununda da, bu yönde herhangi bir sınırlama mevcut değildir. O halde davalı müvekkilin, azil iradesinin bildirimine ilişkin ihtarnamesinde açıkladığı azil sebepleriyle bağlı bulunmadığı, görülmekte olan davada yeni ve başkaca azil sebepleri bildirebileceği, azlin haklı olduğu yönündeki savunmasını da bu sebeplere dayandırabileceği kabul edilmelidir. Aksinin kabulü, Anayasa’da düzenlenip güvence altına alınmış olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. (Bkz. HGK’nun T. 11.10.2006, E.2006/13-610, K.2006/639 sayılı kararı)
O halde mahkemece, davalının savunmasında bildirmiş olduğu azil nedenleri ile ilgili ayrı ayrı inceleme ve değerlendirme yapılmak suretiyle, azlin haklı olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanlış değerlendirmelerle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ : 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 2. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.5.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
.