YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3774
KARAR NO : 2011/10360
KARAR TARİHİ : 29.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 4.10.2007 tarihinde rahatsızlandığını, davalı hastaneye başvurduğunu, davalı doktor … tarafından bel fitığı teşhisi konulduğunu, ertesi gün için ameliyat kararı verdiğini, gece hastaneye yatış yaptığını, gece sol bacağına hemşinenin iğne yapması sonrası bacağında uyuşma olduğunu, ameliyat olmasından sonrada sol bacağındaki uyuşmanın halen geçmediğini, yanlış tedavi uygulandığını, davalıların özensiz ve kusurlu davranışları sonucu ortaya çıkan zarardan davalıların sorumlu olduklarını ileri sürerek 20.000 TL maddi veçektiği elem ve ıstırabın karşılığı olarak 50.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 3.ihtisas Kurulunun 21.06.2010 tarihli raporu ile davacının tedavisinde gerek teşhis gerek tedavide gerek tedavi yapan doktora gerekse hastaneye herhangi bir kusur izafe edilemediğinden ve yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu belirlendiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş,hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK’nın 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, yanlış tedavi uygulanması sonucu zarara 2011/3774-10360
Uğradığı iddiası ile eldeki tazminat davasını açmıştır. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK m. 321/1). O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor ve hastane, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastan ın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri gözönünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir … gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK’nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise, doktor ve hastane sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olaya bak ıldığında, davacının bel fıtığı rahatsızlığını gidermek için davalı hastane ve doktora başvurduğu, ameliyat kararı verildiği ve hastaneye yatışının sağlandığı ve bilahare davacıya sol bacağından iğne yapıldığı ve iğne sonucunda davacının sol bacağının uyuştuğu ,sol bacağındaki güçsüzlüğün enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu belirlenmiştir.
Çözümlenmesi gereken husus, davalının üstlendiği tedaviyi yaparken özen borcunu yerine getirip getirmediğidir. 21.06.2010 tarihli Adli Tıp Raporunda, “davacıya 5.10.2007 tarihinde uygulanan ameliyatın endikasyonu olduğu ve ameliyat notu dikkate alındığında yapılan ameliyat tekniğinin tıbben doğru olduğu, sol kalçasına ameliyattan önce enjeksiyon uygulandığı iddiası bulunduğu, keza hasta dosyasında sol taraftaki nörolojik defisitin ameliyat öncesinde de var olduğu bu nedenle oluşan hasarın ameliyata bağlanamayacağı, 2011/3774-10360
muayene notları ve EMG raporları birlikte dikkate alındığında, 5.10.2007 tarihli sol peroneal sinir kaydı bulunduğu, buna mukabit 31.10.2007 tarihli EMG sinden kayıt alınamadığı, oluşan hasarın sinir kökünden değil, siyatik sinirin peroneal dalından kaynaklandığı, bu nedenle kişinin sol bacağındaki güçsüzlüğün enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, enjeksiyonun yanlış yere yapıldığına dair tıbbı bir belge olmadığı komlikasyon olarak kabul edildiği gerek davalı doktorun gerek davalı hastanenin tıbbi işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu bildirilmiş ise de, somut olay gereğince alınan Adli Tıp Kurumu raporunun olayı aydınlatmaya yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.Davacıya yapılan iğne neticesinde iğnenin bir komlikasyonu mu yoksa kusurlu bir davranış sonucu olarak mevcut durumun meydana gelip gelmediği hususu tartışılmamıştır.Eksik inceleme ve araştırma sonucu hüküm kurulamaz. O halde, mahkemece yukarıda açıklanan hususlarla ilgili olarak inceleme yapılmak üzere, dosyanın tomar halinde üniversitelerden seçilecek konusunda uzman bilirkişilere teslimi ile taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, ayrıntılı ve gerekçeli rapor tanzim edilmesinin istenmesi, bundan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz olunan kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 18,40 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 29.6 .2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.