Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/583 E. 2011/2206 K. 23.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/583
KARAR NO : 2011/2206
KARAR TARİHİ : 23.02.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.01.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tescil talebinin reddine, tazminat talebinin davalılar Hüseyin ve Memduh bakımından kabulüne dair verilen 21.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali tescil, ikinci kademedeki istek ise satış vaadine konu bağımsız bölümün rayiç değerinin tahsili talebine ilişkindir.
Davalı arsa sahibi, davacı ile akdi bir ilişkisi olmadığını, yüklenici ile yapılan sözleşmede eserin 31.07.2006 tarihine kadar tamamlanmaması durumunda kendisine fesih yetkisi verildiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar, savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, sözleşme feshedildiğinden tapu iptali ve tescil istemi reddedilmiş, bilirkişilerin bağımsız bölüme biçtikleri değer olan 80.000 TL’nin arsa sahibi dışındaki davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Davalılar arasındaki 19.01.2006 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine göre çekişme konusu 14 numaralı bağımsız bölümün yükleniciye bırakıldığı tartışmasızdır. 19.01.2006 tarihli sözleşme yükleniciye kişisel hak sağlar ve sözleşmenin yükleniciye yüklediği edimlerin yerine getirilmesi halinde bu hak doğrudan arsa sahiplerine karşı ileri sürülebileceği gibi alacağın temliki yoluyla üçüncü kişilere de temlik edilebilir. Davadaki istemin dayanağı olan 16.10.2006 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi aslında yüklenicinin yaptığı bir temlik işlemidir. Ne var ki, Borçlar Kanununun 167. maddesi uyarınca temlik işlemine vakıf olan borçlu (arsa sahibi) temlik edene (yükleniciye) karşı haiz olduğu defilerin temellük edene (üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir sorun da 19.01.2006 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahibine tanınan fesih hakkını nasıl kullanılabileceğidir. Kuşkusuz arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri iki tarafa hak ve borç yükleyen sözleşme türündendir. Borçlar Kanununun 106. maddesine göre karşılıklı taahhütlere havi olan akitlerde iki taraftan birinin temerrüde düşmesi durumunda diğerinin borcun ifa edilmesi için karşı tarafa münasip bir mehil tayin etmesi veya münasip bir mehlin tayinini hakimden istemesi, bunun ardından da Borçlar Kanununun 106/2. fıkrasındaki seçimlik haklarından birini kullanması, mesela; akti feshetmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta; arsa sahibi tarafından yüklenici olan davalıya temerrüdü nedeniyle münasip bir mehil verilmemiş veya hakimden münasip bir mehil tayini için talepte bulunulmamıştır. Dosya kapsamından da arsa sahibinin dava tarihinden önce fesih iradesini bildirir ihtarı olmadığı, fesih iradesine dava aşamasında mahkemeye bildirdiği görülmektedir. Dolayısıyla, yöntemine uygun bir fesih bulunmadığından mahkemenin orta yerde geçerli bir fesih varmış gibi tapu iptali ve tescil istemini reddetmiş olması doğru olmamıştır.
Yapılan bu saptamalara göre mahkemece yapılması gereken iş; yerinde yeniden keşif yapılarak bilirkişilere 322 ada 2 parsel üzerine inşa edilen binanın fiziki durumunu belirletmek, yapıda ayıplı eksik işler varsa bunların parasal tutarını hesaplatmak, sözleşmede iskan koşulu da bulunduğundan yapının iskan alınmasına engel bir durumu olup olmadığını tespit etmek, tescile engel bir durum yoksa ve ancak yapıda eksiklikler olduğu saptanırsa bunların tutarını davacıya depo ettirmek, iskanla ilgili işlemleri yapmak üzere keza davacıya yetki ve mehil vermek, bütün bunların sonucuna göre tapu iptali ve tescil istemini hükme bağlamak olmalıdır.
Eksik inceleme ve araştırmayla hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.