YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14623
KARAR NO : 2011/16342
KARAR TARİHİ : 29.12.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.12.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal elatmanın önlenmesi kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tapu iptal davasının kabulüne elatmanın önlenmesi kal yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 17.05.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacılar, dava konusu Taşucu köyü 7962 parsel sayılı taşınmazın deniz kumluğu vasfı ile, kıyı kenar çizgisi kapsamında kalmasına rağmen davalı Hazine adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptalini, müdahalenin menini ve muhdesatların kal’ini istemiştir.
Davalı …, davacıların dava açmakta hukuki yararının olmadığını, haksız elatmanın bulunmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Davalı Hazine, davacıların gerçek kişi olduğunu dava açmakta hukuki yararlarının olmadığını, dava konusu taşınmazın deniz kıyısında fakat kıyı kenar çizgisi dışında kaldığını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile dava konusu 7962 parsel sayılı taşınmazın Hazine adına olan tapu kaydının iptali ile “kumluk” vasfıyla sınırlandırılmasına, elatmanın önlenmesi ve kal davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık Türk Medeni Kanununun 715. maddesine ve 3621 sayılı Kıyı Kanununa dayanılarak açılan tapu iptali ve terkin, elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkindir. Gerçekten mahkemenin doğru olarak saptandığı üzere, önemli olan kıyı kenar çizgisinin yöntemince belirlenmesidir. Türk
Medeni Kanununun 715. maddesinde kıyıların niteliği gösterilmiş, 13.03.1972 tarihli ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da kıyıların menfaati umuma ait yerlerden olduğu, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu Kararında da ilke olarak mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisini belirleme görevinin adli yargı yerine ait bulunduğu, ancak 3621 sayılı yasanın 5. ve 9. maddeleri hükmü gereğince idarenin belirlediği ve idari yargı yerine başvurulmaması yüzünden yargı yolunun kapanmış olması nedeniyle kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi bulunursa adli yargı yerinde saptamanın buna uygun olarak yapılacağı vurgulanmıştır.
Somut olayda; dava konusu 7962 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde,“arsa” vasfı ile Hazine adına 28.06.2005 tarihinde tescil edildiği görülmektedir. Mahallinde yapılan keşif sonucu dosyaya ibraz edilen 15.12.2010 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisi, 21.12.2010 tarihli jeoloji mühendislerinin bilirkişi raporuna göre 7962 parsel sayılı taşınmazın krokide mavi renkle gösterilen kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı tespit edilmiştir. Dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında kalması ve niteliğinin “arsa” olmasına göre davacıların aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu yön gözetilmeksizin işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 29.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.