YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3382
KARAR NO : 2011/4986
KARAR TARİHİ : 14.04.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.09.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 07.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, sulh sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemiyle açılmıştır.
Davalı, sözleşmeye konu bağımsız bölümün tapusunu davacıya devretmeye hazır olduğunu, ancak davacının yapılacak masrafları üstlenmemek için tapu kaydını üzerine almadığını, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının sulh sözleşmesi gereğince doğrudan işlem yapabileceğinden eldeki davayı açmakta hukuki bir yararı bulunmadığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dosyada mevcut ve tarafların imzasını taşıyan, içeriğinde ve imzalarda uyuşmazlık çıkartılmayan “sulh sözleşmesi” başlıklı belge gerçekten bir sulh sözleşmesidir.
Sulh müessesesi, usul kanunumuzda müstakil olarak yer almamış olmakla birlikte, muhtelif yasa hükümlerinde sulhten söz edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse sulh, tarafların karşılıklı anlaşma ile aralarındaki çekişmeye rızai olarak son vermeleridir. Mahkeme önünde yapılabileceği gibi, taraflar mahkeme dışında da sulh olabilir. Nitekim, tarafların sulh anlaşmaları
Küçükçekmece 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/325 esasında kayıtlı davada hüküm fıkrasına geçirilmiştir. Bu şekilde taraflar arasındaki sulh anlaşması mahkeme önünde yapılan bir sulh anlaşmasıdır. Bu sözleşmede, tapuda arsa niteliğiyle kayıtlı 18996 sayılı parseldeki binanın girişinde ilk solda bulunan bağımsız bölüm tapusunun davacıya verileceği hükme bağlanmış, ancak çekişmeli bağımsız bölümün arsa payının ne olacağı gösterilmemiştir.
Türk Medeni Kanununun 1027.maddesi uyarınca, ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça tapu memuru, tapu sicilindeki her türlü düzeltmeyi ancak mahkeme kararıyla yapabilir. Başka bir deyişle, sulh sözleşmesinin infazı için icraya konulması veya bu sözleşmeye dayanarak tapu sicilinden istemde bulunulması olanaksızdır. Zira, az yukarıda belirtildiği üzere sulh sözleşmesine konu taşınmazın arsa payı belirlenmiş değildir.
Bütün bu anlatılanlardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek yerinde keşif yapmak, taşınmaz üzerindeki binanın kat irtifakı kurulacakmış gibi bağımsız bölümlere isabet edecek arsa payını bilirkişiye hesaplatmak, bu arada sulh sözleşmesine konu bağımsız bölüme isabet eden arsa payı ne ise bunun davalı tapusundan iptali ile davacı adına tesciline karar vermekten ibarettir.
Değinilen bu yönler bir yana bırakılarak davanın yazılı bazı gerekçelerle reddi doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 14.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.