Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/1545 E. 2022/940 K. 09.02.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1545
KARAR NO : 2022/940
KARAR TARİHİ : 09.02.2022

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-BEDEL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, bedel davası sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince verilen 02/12/2020 tarihli ve 2019/716 Esas, 2020/1319 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davalılardan … ile … vekilleri tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 09/02/2022 Çarşamba günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen davacılar vekili Avukat …… geldi. Davetiye tebliğine rağmen davalılar vekilleri gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar, mirasbırakanları …’ın maliki olduğu 82 parsel sayılı taşınmazını 12/01/1984 tarihinde satış göstermek suretiyle oğlu …’in kayınbiraderi olan davalı …’a temlik ettiğini, davalı …’in ise 09/11/1984 tarihli satış işlemi ile davalılar …’in babaları, murisin oğlu …’e devrettiğini, daha sonra dava konusu taşınmazın … tarafından 02/08/1995 tarihinde satış yolu ile oğlu davalı …’in kayınpederi olan …’a devredildiğini, …’ın ölümü üzerine dava konusu taşınmazın 23/09/2014 tarihli işlem ile davalılar …’e intikal ettiğini, muris …’nin adına kayıtlı tek taşınmaz olan çekişme konusu yeri satmayı gerektirecek bir durumu bulunmadığını, yapılan tüm işlemlerin kız çocuklarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tesciline, kayıt maliklerinin iyiniyetli olarak kabul edilmeleri halinde ise dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinden paylarına isabet eden kısmının diğer davalılardan tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
Davalı …, dava konusu taşınmazı 1984 yılında satın aldığını ve aynı yıl tekrar sattığını, taşınmazın adına kayıtlı olmadığını, davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davalı …, … ve …, dava konusu taşınmazı muris babaları …’ın 1984 yılında satın aldığını, 1995 yılında … isimli kişiye sattığını, taşınmazın kendi adlarına kayıtlı olmadığını, davada taraf ehliyetlerinin bulunmadığını, diğer davalılar …, … ve …, murisleri …’ın 1995 yılında dünürü olan …’den davaya konu taşınmazı satın aldığını, yapılan satışın gerçek olduğunu, herhangi bir muvazaalı işlemin söz konusu olmadığını, murisleri Necip’in alım gücünün bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Tekirdağ 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07/02/2019 tarihli ve 2018/125 E., 2019//29 K. sayılı kararıyla, dosyadaki tüm kayıt ve belgelerin incelenmesinde; murisin davalılara dava konusu taşınmazı mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak devrettiği konusunda kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, davalı tanıklarının beyanlarına üstünlük tanındığı, davacı tarafça iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın tüm davalılar yönünden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davacılar vekili, davalı …’in, adına kayıtlı malı bulunmayan ve taşınmaz satın alabilecek ekonomik güce sahip olmayan bir kişi olduğunu, murisin de taşınmazını satmasını gerektirir bir ihtiyacının bulunmadığını, dava konusu taşınmazın ilk devir tarihi olan 12/01/1984’ten yaklaşık 10 ay sonra 09/11/1984 tarihinde taşınmazın murisin oğlu …’e devredildiğini, bu işlemin de murisin kız çocuklarından mal kaçırma amacıyla hareket ettiğini gösterdiğini, yine dava konusu taşınamazın 02/08/1995 tarihinde …’a devrinin de muvazaalı olduğunu, keşfen belirlenen bedeller ile satış işleminde gösterilen bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu, …’ın ve …’ın taşınmazı hiçbir zaman kullanmadıklarını belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 02/12/2020 tarihli ve 2019/716 E- 2020/1319 K sayılı kararıyla; davalılar …, …, … ve …’ın dava tarihi itibariyle tapu kayıt maliki olmadıkları gözetilerek, pasif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu davalılar yönünden de davanın esastan reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, dava konusu taşınmazın mirasbırakan tarafından tek erkek çocuğu lehine, kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı ve bedelsiz olarak, ara malik ve emanetçi kullanmak suretiyle temlik edildiği, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçeleri ile davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, davalılar …, …, … ve … yönünden davanın, 6100 sayılı HMK’nın 114/1-d, 115/1 ve 115/2. maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, diğer davalılar …, Müşerref Özcan ve Gülsen Uçan’a yönelik davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan … ile … vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
2.1. Davalılar …, … ve … vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkillerinin müşterek murisi …’ın 1995 yılında …’dan dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, yapılan satışın gerçek olduğunu, …’ın bu tarihte ve sonrasında da ekonomik durumunun iyi olduğunu, dinlenen tanık beyanları ve Mahkemece yapılan araştırmalar ile de bu durumun sabit olduğunu, davacı tanıklarının davacıların iddialarını destekler herhangi bir beyanda bulunmadıklarını, müvekkillerinin muvazaalı olduğu iddia edilen hukuki işlemin doğrudan tarafı olmadığını, bu taşınmazın murislerinden intikal ettiğini, salt bedeller arasındaki farkın muvazaanın varlığına delil teşkil etmeyeceğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.
2.2. Davalılar …, … ve … vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince müvekkilleri hakkında esastan ret kararı verildiğini ve lehlerine 26.055,47 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, ancak Bölge Adliye Mahkemesince müvekkilleri hakkında davanın usulden reddine karar verilmesi sonucunda sadece 4.080,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, Yerel Mahkemece verilen kararın isabetli olduğunu, dinlenen tanık ifadelerinde, davacıların murisinin, mirasçılardan mal kaçırmak maksadıyla, muvazaalı bir şekilde dava konusu taşınmazı sattığına yönelik davacının iddialarını kesinlikle doğrulamadıklarını, sırf taşınmazı satın alan kişilerin birbirlerini tanımalarının taşınmazın muvazaalı devredildiğine karine teşkil etmediğini, Mahkemece murisin malvarlığı araştırmasının yapılmadığını, davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken usulden reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, satış sözleşmesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile tazminat isteklerine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer
arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, her ne kadar temlik muvazaalı olduğu ve ara malikin de durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğundan davalılar …, …, … ve … yönünden Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de, bu hususta davacıların temyizi bulunmadığından bozma sebebi yapılmamış ve eleştirilmekle yetinilmiş olup, davacılar … ve … yönünden yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Tüm davalılar vekillerinin işin esasına ve davalılar …, … ve … vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.
3.3.2. Ancak, harç hususu kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetilmesi gerektiğinde kuşku yoktur. Somut olayda; çekişmeli taşınmazın dava tarihi itibarıyla keşfen saptanan değeri 446.788,42 TL olup, bu değerden davacıların toplam 45/60 miras payına isabet eden değer olan 335.091,31 TL üzerinden alınması gerekli 22.890,08 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 170,78 TL ve tamamlama harcı olarak alınan 5.551,74 TL’nin mahsubu ile 17.167,56 TL harcın davalılar …’den tahsili ile Hazine’ye irat kaydına şeklinde hüküm kurulması gerekirken, eksik harca hükmedilmesi doğru değildir. Ne var ki, anılan hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu yönden düzeltilmesi gerekmiştir.
3.3.3. Öte yandan, bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 362. maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin temyiz olunamayan kararları düzenlenmiş, 1/a bendinde de miktar veya değeri kırk bin Türk lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” hükmüne yer verilmiş, 2020 yılı itibarıyla HMK’nın 362/1-a bendinde belirtilen 40.000.00 TL’lik kesinlik sınırı 72.070,00 TL olarak uygulanmaya başlamıştır.
Hemen belirtilmelidir ki, pay oranında açılan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayıp, ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğundan, dava değerinin davayı açan mirasçı veya mirasçıların her birinin miras payına isabet eden değer olacağı kuşkusuzdur.
Somut olayda, çekişme konusu taşınmazın dava tarihi itibarıyla keşfen saptanan değeri olan 446.788,42 TL’den, davacılar …’nin 4/60’ar miras payına ayrı ayrı isabet eden 29,785,89 TL’nin, davacılar … ve …’in 3/60’ar miras payına ayrı ayrı isabet eden 22.339,42 TL’nin 2020 yılı itibarıyla temyiz kesinlik sınırı olan 72.070,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, temyiz kesinlik sınırı içinde kalması nedeniyle temyiz kabiliyeti bulunmayan kararlar hakkında 01.06.1990 tarihli ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da bir karar verilebileceği açıktır.
VI. SONUÇ
1-Davalılar vekillerinin temyizi üzerine yapılan inceleme sonucu kararın (IV/3.3.2) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının (B) fıkrasının 4. bendi hüküm yerinden çıkarılarak yerine “ Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 22.890,08 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 170,78 TL ve tamamlama harcı olarak alınan 5.551,74 TL’nin mahsubu ile bakiye 17.167,56 TL harcın davalılar …’den tahsili ile Hazine’ye irat kaydına” cümlesinin yazılmasına, hükmün bu şekli ile 6100 sayılı HMK’nın 370/2. maddesi uyarınca DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Kararın (IV/3.3.3) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle, davacılardan … ve … yönünden dava değerinin temyiz kesinlik sınırı içinde kaldığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin temyiz dilekçelerinin değerden REDDİNE, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 09/02/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.