YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12363
KARAR NO : 2011/14430
KARAR TARİHİ : 28.11.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 03.02.2011 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalı, çekişme konusu taşınmazın tapusunun kendisi tarafından edinildiğini, davacılarla bu taşınmaz üzerine bina yapma konusunda anlaşmaları olduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davada dayanılan 23.10.2002 ve 15.02.2003 tarihli belgeler inanç sözleşmesi olarak nitelendirilmiş ve dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış belgeler de yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilebilir ve 6100 sayılı HMK’nun 202.maddesi uyarınca bu tür bir belge varsa inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Burada öncelikle, yazılı delil başlangıcının hukuki niteliği hakkında bir açıklama yapılması gerekmektedir. Uygulamada, iddianın senetle ispat edilmesi gereken hallerde senet bulunmamakta ise bu iddiaya komşu olan vakaları somutlaştırılan belgelere yazılı delil başlangıcı denilmektedir ve bu belgeler de hiç kuşkusuz delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla, senet iddia edilen hukuki işlemin doğrudan doğruya delilini teşkil ettiği halde, yazılı delil başlangıcı ihtilaflı hukuki işlemin tam ve doğrudan doğruya delilini teşkil etmez. Bu haliyle yazılı delil başlangıcı işlemin varlığını ihtimal dahilinde gösteren bir belgedir. Fakat, bir hususun yazılı delil başlangıcı kabul edilebilmesi için onun karşı taraftan sadır (karşı taraf elinden çıkmış) bir belge olması ve bu belgenin muhtevası iddianın tamamen ispatına yetmemekle beraber bu iddianın vukuunu ihtimal dahilinde göstermesi gerekir. Örnek olmak üzere hasım tarafın kaleme aldığı fakat imzalamadığı bir belge senet sayılmasa da o belge yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilebilir.
Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;
Mahkemece, davacılar tarafından sunulan 15.02.2003 ve 23.10.2002 tarihli belgeler inanç sözleşmesi olarak nitelendirilmiştir. Ancak, bu belgeler taraflar arasında bir inanç ilişkisini göstermemekte olup sadece, davalının davacılardan ileride teslim edilmek üzere konut bedeline karşılık bir miktar para alındığının delilidir. Kısaca, yasanın aradığı anlamda yazılı delil değil, yukarıda vurgulandığı üzere birer yazılı delil başlangıcıdır. Böylelikle davacılar iddialarının yazılı delil başlangıcının varlığıyla kanıtladıklarından, mahkemenin diğer delillere özellikle de dinlenen tanık sözlerini değerlendirerek taraflar arasında bir inanç ilişkisinin olup olmadığı sonucuna ulaşması gerekir. Bunun için de kuşkusuz karar yerinde tanık sözlerinin nitelendirilmesi ve varılan sonucun açıklanması gerekmektedir. Bu husus yerine getirilmeksizin her iki belgenin birer inanç sözleşmesi olduğunun kabulü delillerin takdirinde yanılgıdır.
Diğer taraftan, davacılar yabancı uyruklu gerçek kişilerdir. 2644 sayılı Tapu Kanununun 35.maddesi çerçevesinde Türkiye’de mülk edinip edinemeyecekleri araştırma konusu yapılmadan doğrudan tescil hükmü kurulması da doğru olmamıştır.
Karar, açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 28.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.