YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2325
KARAR NO : 2011/10214
KARAR TARİHİ : 27.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı; Davalı ile arasında … ilişkisi olmadığı halde, davalının aleyhine icra takibi yaptığını, takibe konu çek üzerinde ciranta sıfatıyla atılan imzanın kendisine ait olmadığını belirterek takibin iptaline ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı; Takibe konu çekin bizzat elden aldığı para borcuna karşılık davacı tarafından verildiğini belirterek davanın reddi ile davacının inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; Davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı eldeki davada, çek üzerinde yer alan imzanın kendisine ait olmadığını belirterek icra takibinin iptalini istemiş, mahkemece yargılama esnasında, tedbiren teminat karşılığında icra veznesindeki paranın davalıya ödenmesinin durdurulmasına karar verilmiş ve fakat yaptırılan bilirkişi incelemeleri neticesinde çek üzerinde yer alan imzanın davacının eli ürünü olduğunun anlaşılması karşısında davanın reddine karar verilmiştir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun
takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kotu niyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır.
Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tesbit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kurallar ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, kabul edilen asıl alacak miktarı üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde icra-inkarr tazminatına hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeğinden kararın düzeltilerek onanması HUMK’un 438/7 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ : Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte belirtilen nedenle temyiz olunan hükmün karar bölümüne “Davacı lehine asıl alacağın yüzde 40’ı oranında inkar tazminatına hükmedilmesine” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.25 TL. kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan 17.15 TL temyiz harcın istek halinde davalıya iadesine, 27.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.