YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7855
KARAR NO : 2011/11020
KARAR TARİHİ : 27.09.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04.09.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 13.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 31.05.2011 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı gelmedi. Karşı taraftan davalı Hazine vekili Av…. … geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Eksiklik nedeniyle dosyanın mahalline geri çevrilip, eksiklik tamamlanmasından sonra bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 1282 sayılı parselin tapu kaydında murisi … … lehine belirtme bulunduğunu ancak taşınmazın paylı olarak davalılar adına tapuya tescil edildiğini, davalılardan …’nın aleyhine elatmanın önlenmesi davası açtığını ve yararına hüküm aldığını, aynı davalının taşınmazda ortaklığın giderilmesi amacıyla sulh mahkemesinde dava açtığını, mahkemece taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğini fakat kayıttaki belirtme nedeniyle yararına olan hakların gözetilmediğini, taşınmazdaki 16/48 olan Hazine payının adına tescilini, olmadığı takdirde 334.000,00 TL’nin davalı …’den 166.000,00 TL’nin ise davalı Hazine’den tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Hazine ve …, hak düşürücü süre bulunduğunu, daha önce açılan davaların bu dava bakımından kesin hüküm oluşturduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Burada öncelikle kesin hüküm olgusu üzerinde durulması gerekecektir. Gerçekten, kesin hüküm ancak konusunu teşkil eden husus bakımından muteberdir. HUMK’nun 237.maddesi uyarınca kesin hükümden söz edebilmek için iki tarafın, dava konusunun ve dayanılan dava, sebebinin bir olması gerekir. Mahkemece, kesin hüküm oluşturduğu kabul edilen Gaziantep 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/5 esasında kayıtlı dava kayıt maliklerinden … tarafından bu davanın davacısı … aleyhine açılmış elatmanın önlenmesi ve tazminat istemine, Gaziantep 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/1814 esasında kayıtlı dava ise yine kayıt maliki … tarafından 1282 sayılı parseldeki ortaklığın giderilmesi amacıyla açılan davaya ilişkindir. Eldeki davada ise davacı, taşınmazın tapu kaydındaki muhdesat şerhi nazara alınmaksızın satışa karar verildiğini ileri sürerek Borçlar Kanununun 61. vd maddelerine dayanıp sebepsiz iktisap nedeniyle iade talebinde bulunmuştur. Görülüyor ki, eldeki dava ile taraflar arasında daha önce cereyan eden davadaki dayanılan hukuki sebepler tamamen farklıdır. Bu yüzden, kesin hüküm bulunduğunun kabulüne olanak yoktur.
1282 sayılı parseldeki şerh “bu parsel üzerindeki bağ ve fıstıklar … oğlu … …’e aittir” şeklindedir. Davacı, mirasçılık belgesine göre şerh sahibi … …’ün tek mirasçısıdır. 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, eşya hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerinde arz malikinden başkasına veya yalnızca bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçlar anlaşılmaktadır. Kuşkusuz muhdesat sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin … sadece şahsi bir haktır. Dolayısıyla, davacı 1282 sayılı parselin tapu kaydındaki belirtmeden yararlanarak sebepsiz zenginleşme nedeniyle hak iddiasında bulunabilir.
Sebepsiz zenginleşmeden … borç ilişkisinde haklı bir sebep olmaksızın başkası aleyhine zenginleşen kişinin malvarlığında meydana gelen artışın (zenginleşmenin) aynen veya değer üzerinden (nakten) iadesi, geri verilmesi söz konusudur.
Zenginleşme malvarlığında meydana gelen artışı ifade eder. Malvarlığındaki iktisaptan önceki durum ile iktisaptan sonraki durumda aktif lehine bir artma varsa malvarlığı zenginleşmiş demektir. Fakat bir kimsenin malvarlığındaki artış diğer bir kimsenin malvarlığındaki eksilmeden kaynaklanmışsa ve haksız çoğalma ile eksilme (azalma) arasında uygun illiyet bağı bulunmaktaysa bu çoğalma kendisini haksız “nedensiz” zenginleşme olarak gösterir. O halde çoğalma, bir eksilmenin karşılığı olmasına rağmen eğer
iktisap haksız değilse, BK m.61-66 hükümlerinin olaya uygulanması söz konusu edilmeyecektir. Böyle olunca iktisabın ne zaman haklı ne zaman haksız iktisap sayılacağı ayırımı üzerinde durulmalıdır.
Bu genel anlatımlardan sonra, somut olaya gelince;
İncelenen Gaziantep Adalet Dairesi Satış Memurluğunun 2008/6 sayılı dosyasında, satışına karar verilen taşınmazın değerinin bilirkişi tarafından ağaçlar da dahil 435.000,00 TL olarak kıymet takdirinin yapıldığı, ancak satışın henüz yapılmayıp taşınmazdaki pay maliki davalılara satış sebebiyle bir ödemede bulunulmadığı, başka bir anlatımla davalıların davanın açıldığı tarihte sebepsiz zenginleşme nedeniyle iadesi gereken bir borçlarının olmadığı anlaşılmaktadır.
Davanın, açıklanan bu nedenle reddi yerine değişik nedenlerle reddi doğru değilse de hüküm sonuçta davanın reddine ilişkin bulunduğundan kararın HUMK’nun 438/son maddesince gerekçesi değiştirilerek onanması uygun bulunmuştur.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle gerekçesi DEĞİŞTİRİLEREK ve DÜZELTİLEREK HUMK’nun 438/son maddesince ONANMASINA, 825,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 27.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.