YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12465
KARAR NO : 2011/15244
KARAR TARİHİ : 09.12.2011
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 10.04.2009 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yola terk istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 19.04.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, kadim yol iddiasına dayalı olarak kadastro sırasında davalı adına tespit ve tescil edilen eski 2254 (yeni 819 ada 20) parsel sayılı taşınmaza dahil edilen kısmının tapu kaydının iptali ile paftasında gösterilmek suretiyle yola terkini istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı, kadim yol olarak kullanılan yerin kadastro sırasında davalıya ait parsele dahil edilmek suretiyle tespit ve tescilinin yapıldığını, oysa davalı parseline revizyon gören tapu kaydının tescil davası sonucu oluştuğunu ve bu kaydın batı hududunu yol okunduğunu belirterek davalıya ait taşınmazın tapu kaydının iptali ile iptal edilen kısmın paftasında yol olarak gösterilmek suretiyle yola terkini için dava açmıştır. Mahkemece dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tutanağının 29.03.1979 tarihinde kesinleştiği, 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süreden reddine, bu sürenin geçmediği kabul edilse dahi dava konusu yerin yol olduğunun ispatlanamadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. 3402 sayılı Yasanın 16/B maddesinde yollar ve benzeri yerlerin sadece paftasında gösterilmekle
yetinileceği belirtilmektedir. Sınırlandırma ile yetinilen ya da tespit harici bırakılan ve özel mülkiyete konu teşkil etmeyen kamu malları tescile tabi olmadığı için haklarında kadastro tutanağı düzenlenmeyeceğinden bu gibi yerler hakkında 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 fıkrasının uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Yani bu maddede öngörülen hak düşürücü süreye tabi olmadıklarından bu gibi yerler hakkında sicil oluşturulmuş olsa bile iptali için her zaman dava açılabilir. Davacı da kadastro sırasında özel mülkiyete konu teşkil etmeyen yolun davalıya ait eski 2254 parsel sayılı taşınmaza katıldığını iddia ettiğinden somut olayda hak düşürücü sürenin uygulanması söz konusu olmaz. Dava konusu eski 2254 parsel sayılı taşınmaz tapu kaydına dayanılarak tespit ve tescil edilmiştir. Dava konusu taşınmaza revizyon gören 11.05.1972 tarihli 2 sıra numaralı tapu kaydının incelenmesinde; Bahçe Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.04.1972 tarihli 1969/362 Esas, 1970/97 Karar sayılı tescil davası sonucu oluştuğu, tescil krokisinin incelenmesinde ise, batı hududunun yol ve Cabbar Yalçın olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Dosya içinde mevcut Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığının 03.05.2010 tarihli yazılarına ekli 03.03.2010 tarihli baş müfettiş Hüseyin Koçak’ın ön inceleme raporunda; söz konusu parselin batı cephesinin yol ve Cabbar Yalçın okumakta olduğu, tapulama öncesine ait mahkeme kararına ekli bir kroki bulunduğu halde tapulama sırasında bunun dikkate alınmadığının ve Şube Müdürü M.Erol Emirlioğlu’na ait inceleme raporunda da dava konusu yerin yol olduğu ancak tescil krokisinin her nasılsa dikkate alınmadığı dava konusu parselin batısından geçen yolun 2254 parsel (yani 819 ada 20 parsel) içinde kaldığının belirtildiği, yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve tanıkların kadim yol olduğu şeklinde beyanda bulundukları ve fen bilirkişisinin 07.09.2010 tarihli raporunda, tescil krokisinin uygulanmaya çalışılıp taşınmazın batı cephesinde 10 metrelik kısmın da yol olduğu ve kroki uygulanarak idari yoldan düzeltme yapılmasının mümkün olmadığı belirtildiğine göre, kadim yol olduğu ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddi doğru değildir. Ancak; keşif sonucu düzenlenen fen bilirkişisinin raporu hüküm kurmaya yeterli değildir. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerdeki taşınmazlar Ali Cuydur adlı şahsın satışı sonrası mahkeme kararları ile şahıslar adına tescil edilmiştir. Kadastro ve yenileme kadastrosu sonucu oluşan son paftaya göre, tescil krokisinde hudut okunan yolun nereye ve parselin ne kadarına denk geldiğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle yeniden keşif yapılarak fen bilirkişi/bilirkişilerinden, dosya içindeki tüm beyanlar ve belgeler dikkate alınarak dava konusu parsele revizyon gören tapu kaydının uygulanmayan tescil krokisindeki yolun nereye denk geldiğini gösterir rapor alınmalıdır. Taşınmazın geçirdiği değişimler de dikkate alınarak tüm delillerin ışığında sonuca göre bir karar vermek gerekirken tüm bu hususlar gözardı edilerek yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru olmamış, hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 09.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.