YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6816
KARAR NO : 2011/7814
KARAR TARİHİ : 15.06.2011
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.12.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, olmaz ise tazminat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; tazminat isteminin kabulüne dair verilen 03.11.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek ise tazminat taleplerine ilişkindir.
Davalılardan arsa malikleri … ve … davacının iddia ettiği işleme kendilerinin katılmadığını, davanın reddini savunmuşlar, davalılardan yüklenici şirket ,temlik sözleşmesini şirket yetkilisinin imzalamadığını ,şirketi bağlamadığını ve davacının da sözleşmede sahtecilik yaptığını, davanın reddini savunmuştur.
Dahili davalı …, dava konusu daireyi 25.10.2002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile yükleniciden satın aldığını ve 12.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/380 esas sayılı dosyasında tapu iptali ve tescil davası açtığını bildirmiş, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece mülkiyet aktarımı isteminin reddine, 42.500 YTL tazminatın davalılar Türkmen İnş. Ltd. Şti. ve …’den alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Görülüyor ki, davada yüklenicinin yaptığı temlik işlemine dayanılmaktadır.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre, 19.3.2001 günlü inşaat yapım sözleşmesi gereği yüklenici Türkmen İnş. Ltd. Şti.nin ortaklarından olan … tarafından dava konusu daire 25.1.2002 tarihli harici sözleşme ile davacıya satıldığı,aynı yer bu kez 25.10.20002 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile …’ya satıldığı, …’nın eldeki dava açıldıktan sonra 12.Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu dairenin adına tescili için yüklenici ve arsa maliklerine karşı dava açtığı,bu davada arsa sahipleri ve yüklenicinin davayı kabul etmesi nedeniyle davanın kabulüne karar verildiği ve kararın temyiz edilmeden kesinleştiği ve dava konusu dairenin dahili davalı … adına 16.04.2009 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Eldeki davanın çözümünde üzerinde durulması gereken sorun davalıların iyiniyetli olup olmadıklarının saptanmasıdır.
Hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişesi taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, satın alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, TMK’nun 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki m.1024’de “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyiniyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.
Ayni hak, kütüğe tescil yoluyla yazılmışsa kural olarak böyle bir tescile dayanan iyiniyetli kişinin iktisabı korunur. Fakat, tescilin yanı başında, bir de bunun haklı bir sebebe dayanması ve tescil talebinin o hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olan kimse ( TMK.m.1013 ) tarafından yapılmış olması şarttır.Yetkisiz bir kimse tarafından yapılan talep veya haklı bir sebep olmadan yapılan bir tescil hakkı iktisap ettirmez. Ancak bu yönden tescil sakat dahi olsa , iyiniyetli, yani sakatlığı bilmeyen ve bilmeleri de kendilerinden beklenemeyen kimseler ( TMK.m.3 ) karşısında geçerli bir tescilin sonuçlarını doğurur. Böyle bir tescile dayanarak iyiniyetle o gayrimenkul üzerinde ayni bir hak iktisap eden korunur (TMK.m.1023). Yani iyiniyetli kimseler kütüğün
görünüşüne inanmakta haklıdır. Bu kuralın tapu kütüğüne güven sağlamak için getirildiği kuşkusuzdur (TMK.m.1020).
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacı dava konusu taşınmazı yükleniciden 25.01.2001 tarihli harici sözleşme ile satın almış ve 20.12.2002 tarihinde eldeki tescil davasını açmıştır.Dahili davalı … ise aynı daireyi yükleniciden 25.10.2002 tarihinde satış vaadi sözleşmesi ile satın almış ve bu sözleşmeye dayanarak eldeki davadan sonra 28.09.2006 tarihinde yüklenici ve arsa maliklerine karşı 12.Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış ve bu dava davalı yüklenici ve arsa maliklerinin davayı kabulü üzerine davanın kabulüne karar verilmiş, temyiz edilmeden kesinleştirilmiş ve tapu 16.04.2009 tarihinde hükmen … adına tescil edilmiştir. Davacı, dahili davalı …’ye yapılan satışın ve kabulün muvaazalı olduğunu iddia etmektedir.Davacının bu iddiası doğrultusunda,yapılan bütün bu işlemler hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirilerek, davalıların ve dahili davalının el ve işbirliği içinde olup olmadığı, kısaca malikin Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin korumasından yararlanıp yararlanmayacağı araştırılmalı ve deliller toplanarak sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ile, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 15.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.