YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5627
KARAR NO : 2011/7398
KARAR TARİHİ : 07.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar tarafından, davalı aleyhine 22.05.2009 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davacılar Ali Yüksel ve Mustafa Yüksel’in açtığı davanın açılmamış sayılmasına, davacı … Yüksel’in davasının kabulüne dair verilen 03.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacılar, taşınmazlarının genel yola bağlantısı bulunmadığını ileri sürerek davalıya ait 7 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını istemişlerdir.
Davalı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacılar … ve …’in açtığı davanın HUMK’nun 409. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, davacı …’in açtığı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayalı geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana
yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Somut uyuşmazlıkta, 5 parsel sayılı taşınmazın genel yola bağlantısı bulunmadığından mutlak geçit ihtiyacı içinde bulunduğu açıktır. Hükme esas alınan 19.03.2010 tarihli fen bilirkişi raporunda, 7 parsel sayılı taşınmaz içerisinde yer alan (A) ile işaretli 137,22m2 bölümün en uygun geçit seçeneği olduğu belirtilmiş, anılan bu bölümden de geçit kurulmasına karar verilmiştir. Geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri ile taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi gözetilmelidir. Dolayısıyla dava, geçit tesisinden en az zarar görecek olan taşınmaz malikine karşı yöneltilmelidir. Kurulan geçit ile, geçitle yükümlendirilen 7 parsel sayılı taşınmazın genel yol ile bağlantısı kesildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, mahkemece yapılması gereken iş, elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmazda tüm maliklerin katılımı ile açılacak davada, uzman bilirkişilerin katılımı ile yapılacak keşif sonucu komşuluk hukuku ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkeleri dikkate alınarak bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3m) seçenekler belirlenmeli, en uygun seçenekten geçit kurulmalıdır.
Mahkemece, yukarıda yapılan saptamalar bir yana bırakılarak yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 07.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.