Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/6862 E. 2011/7943 K. 16.06.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6862
KARAR NO : 2011/7943
KARAR TARİHİ : 16.06.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 05.08.2010 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı tesisi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 31.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davalı … davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile bilirkişi …’ın 03.01.2011 tarihli raporunda kırmızı renkle gösterilen 262 metrekarelik kadastro harici kısımdan 120 ada 5 parsel sayılı taşınmaz lehine geçit hakkı tesisine ve tapuya tesciline, yargılama masraflarının davalıdan alınıp davacıya verilmesine ve davacı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Hükmü, davalı … vekili temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.Davacı, 120 ada 5 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazının genel yola bağlantısı olmadığını belirterek davalıya ait yerden geçit hakkı kurulması istemi ile dava açmıştır. Geçit hakkı istemi özel mülkiyete konu bir taşınmaz için söz konusu olur ve üzerinde geçit kurulması istenen taşınmaz
veya taşınmazların aynı şekilde özel mülkiyete konu olması gerekir. Yani, geçit hakkı kurulabilmesi için leh ve aleyhine geçit tesis edilecek özel mülkiyete konu taşınmazların tamamının aynı zamanda tapuda kayıtlı olmaları da şarttır. Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3. Maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gerekir. Mahkemece davacı taşınmazı lehine tescil harici yerden geçit hakkı tesisine karar verilmiştir. Yani aleyhine geçit kurulan kadastro harici yer tapuya tescil edilen bir yer değildir. Bu tür yerlerden geçit kurulabilmesi için öncelikle civardaki tapulu arazilerden herhangi bir genel yola ulaşımı sağlayabilecek şekilde geçit kurulmasının mümkün olmaması gerekir.
Geçit davalarında amaç, zaruret halinde olan kişinin yola kavuşmasıdır. Türk Medeni Kanununun 747. maddesinde “taşınmazından genel yola çıkmak için yeterli geçidi bulunmayan malik, tam bir bedel karşılığında bir geçit hakkı tanınmasını komşularından isteyebilir” denmek suretiyle geçit hakkının genel yola çıkmak için tanınacağı belirtilmiştir. Dosya, içerisindeki kadastro durumunu gösteren bilirkişi raporu ve krokisinde geçitin bağlandığı genel yol gösterilmiş değildir. Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, çevre taşınmazları ve ulaşılabilecek yolları gösterir şekilde büyük pafta örneği getirtilerek yukarıda belirtilen geçit tesisine ilişkin ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Ayrıca, geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda, davanın niteliği gereği yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması ilkesi de gözetilmeden yargılama giderlerinin ve bunun içinde yer alan vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru değildir.
Mahkemece bu ilkeler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabul ile hükmün BOZULMASINA, 16.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.