YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6322
KARAR NO : 2011/9617
KARAR TARİHİ : 16.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAHİLİ DAVALILAR:1-Ökkeş Akbaba, …
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, …. Köyü 1692 parsel numaralı taşınmazın 11/48 oranında hissedarı olduğunu, aynı taşınmazda davalıların murisi ……,’nın da 3/24 oranında hissesi bulunduğunu, muris …,’in 26.1.1994 tarihinde vefatından sonra davalılara intikal eden hisseleri 9.10.2003 tarihli muhtar tasdikli arsa satış senedi ile satın aldığını, bedelini peşin olarak ödediğini, davalıların taahhütlerine rağmen tapuda devri yapmadıklarını ileri sürerek, davalılara intikal eden hisselerin tapu kayıtlarının iptali ile adına tescilini, mümkün olmazsa satışa konu 1.700 metrekare arsanın dava tarihindeki rayiç bedelinin faiziyle birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
Bir kısım davalılar, davanın reddini dilemiş,diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılar …, …, …, …, …, … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2011/6322-9617
2-Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.705, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki, hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi Olabileceği, …nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Haksız zenginleşen elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyi niyetli sayılmayacaktır. Kural olarak iade alacaklısı iade borçlusu zenginleşenin iyi niyetli olmadığını ispat etmelidir. Ne var ki olayın özellikleri zenginleşenin iyi niyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca bu yönün ispatına gerek bulunmamalı, iddianın ispat edilmiş olduğu kabul edilmelidir.
Hukuken geçersiz sözleşmeler haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilir iken denkleştirici adalet kuralı hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilmeyeceğini öğrendiği tarihte iade kapsamını tespitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira, geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararını iade borçlusundan istememelidir.
Tüm bu açıklamaların ışığı altında somut olaya bakıldığında; davacı tarafın dayandığı adi yazılı belgede; davalıların davacıya 1.700 metrekare miktarında taşınmaz hissesi sattıkları ve bedelini peşin olarak aldıklarının yazılı olduğu görülmektedir. Bu belgede, satış bedelinin miktarı belirtilmemekle birlikte, satış parasının alındığı açık ve belirgindir. Mahkemece … 5.İcra Müdürlüğünün 2000/3380 esas sayılı dosyası dayanak gösterilerek satış bedelinin 26.992.808.219TL olduğu kabul edilmek suretiyle bu miktara dava tarihine kadar enflasyon uygulaması ile yapılan hesaplamaya göre hüküm kurulmuş ise de,dayanılan takip dosyasının tarafları farklı olduğu da dikkate alındığında satış bedeli olarak kabul edilen 26.992.808.219TL’nin neye göre esas alındığı dosya kapsamı ve karar gerekçesinden 2011/6322-9617
Anlaşılamamaktadır. Mahkeme kararları denetime açık olmalıdır. Öyle olunca mahkemece açıklanan ilkeler doğrultusunda davaya konu taşınmaz hissesinin satış bedelinin miktarı hususunda tarafların delilleri toplanıp denetime elverişli şekilde satış bedeli saptandıktan sonra bu bedelin akdin ifasının imkansızlaştığı tarih itibariyle çeşitli ekonomik etkenlerin (tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü değerinin gerektiğinde bilirkişi raporu alınarak belirlenmesi ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yetersiz gerekçeyle hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle;temyiz eden davalıların ikinci bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bent gereğince kararın temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 16.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
l