YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/757
KARAR NO : 2021/2900
KARAR TARİHİ : 10.11.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
…
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 13/01/2017 tarihinde verilen dilekçeyle önalım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda davanın kabulüne dair verilen 15/02/2019 tarihli hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davalı vekili tarafından talep edilmiştir. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili 13.01.2017 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin … Mahallesinde bulunan 531 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu, davalının bu taşınmazda önceden paydaş bulunan kişilerden paylar satın aldığını, müvekkili tarafından bu paylara yönelik önalım hakkı kullanıldığını belirterek; önalım hakkı kullanılan payların tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir.
Davalı 10.02.2017 tarihli cevap dilekçesinde; satın aldığı dava konusu payları nakit ihtiyacı nedeniyle sattığını, davanın konusuz kaldığını, dava açılmasına sebebiyet vermediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davacı vekili 2.10.2018 ve 24.10.2018 tarihli dilekçelerinde; davalının davaya konu payları, dava açıldıktan sonra başka kişiye devrettiğini, satın aldığı satış bedeli ile sattığı bedel arasında 86.000.TL fark bulunduğunu belirterek; davasını bu miktar üzerinden tazminata dönüştürmüştür.
Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 15.02.2019 tarihli kararında; davalının 23.03.2016 ve 24.03.2016 tarihlerinde yapılan satışlarla dava konusu 531 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduğunu, taşınmazda paydaş olan davacının önalıma dayalı tapu iptal ve tescil davası açtığını; davalının, dava tarihi olan 13.01.2017 tarihinden sonra paylarını 3. kişiye sattığını, davacının HMK 125. md. uyarınca seçimlik hakkını kullanarak davasını tazminata dönüştürdüğünü, davalının fiili taksim savunmasında bulunduğunu, davacının kullandığı bir yer mevcut ise de, davalıya pay satanların kullandıkları bir yer bulunmadığından fiili taksim iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, davalının pay satın alırken ödediği 144.000.-TL ile 3. kişiye pay sattığı 230.000.-TL satış bedeli arasındaki fark olan 86.000.-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir.
Davalı vekili 18.04.2019 tarihli istinaf dilekçesinde; taşınmazda fiili taksim bulunduğundan davanın reddi gerektiğini; davacının amacının önalım hakkını kullanmak olmadığını, davayı yeni malike karşı yöneltme imkanı varken bunu yapmadığını belirterek, tazminat talebinin kabulüne yönelik kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, davalının istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir.
Davalı vekili, istinaf dilekçesindeki gerekçelerle temyiz talebinde bulunmuştur.
Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine tâbi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını kısmen veya tamamen üçüncü bir kişiye satması halinde diğer paydaşlara satılan bu payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak, paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve satışın yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.
Önalım hakkı alıcıya karşı ancak dava açmak suretiyle kullanılır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 733/3. maddesi hükmüyle, yapılan satışın alıcı veya satıcı tarafından diğer paydaşlara noter aracılığıyla bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.
Önalım hakkı satışın hak sahibine bildirildiği tarihin üzerinden üç ay ve her halde satışın üzerinden iki yıl geçmekle düşer. Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulması gerekir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125. maddesine göre; dava açıldıktan sonra dava konusunun devri halinde, davacıya iki seçenek sunulmuştur. Davacı taraf, davasını, dava konusunu devralana karşı yöneltebilecek ya da devreden tarafa karşı tazminat davasına dönüştürebilecektir.
Önalım hakkının dava açılarak kullanılmasından sonra, dava konusu payın üçüncü bir kişiye devri halinde, önalım hakkı sahibinin de diğer davalarda olduğu gibi bu iki seçenek yoldan birini izlemesi mümkün olabilecek midir?
Kanun Koyucunun kanuni önalım hakkını düzenlerken izlediği amaç; paydaşlar arasına istenmeyen kişilerin girmesini önlemek, payları mümkün olduğu ölçüde bir veya birkaç paydaş elinde toplayarak, ekonomik olmayan ve paydaşlar arasında anlaşmazlıklara neden olan paylı mülkiyet ilişkisini sona erdirmektir. (Gürsoy / Eren / Cansel s.614; Akipek s.215.)
27.03.1957 tarihli ve 12/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, önalım hakkının amacının birbirini tanıyan paydaşlar arasına yabancı bir kimsenin girmesini önlemek ve paylı taşınmazın daha küçük parçalara ayrılmasını engellemek olduğu belirtilmiştir.
Taşınmaz mal mülkiyetinin, kanundan kaynaklanan daraltmalarından biri olan önalım hakkıyla ilgili yorumlarda ve değerlendirmelerde bulunulurken, önalım hakkı tanınmasıyla hedeflenen bu iki amacın gözden uzak tutulmaması gerekir.
Amaç, paydaşlar dışında, üçüncü bir kişiye satılan dava konusu payın, kanundan doğan önalım hakkı kullanılarak, aynı satış bedeli ödenmek suretiyle davacı paydaş adına tescil edilmesidir.
Dava konusu payın, dava devam ederken, davalı tarafından bir başka kişiye devredilmesi halinde de amaç değişmediğinden davacıdan, önalıma konu payın tapusunun iptali için davasını yeni malike yöneltmesi beklenmelidir.
Önalım davasının konusunu, müşterek mülkiyete tâbi olan bir payın, paydaş olmayan üçüncü kişiye satılması nedeniyle, paydaş/paydaşlarca kanundan kaynaklanan önalım hakkı kullanılarak, aynı satış şartları içinde tapusunun iptaliyle dava açan paydaş/paydaşlar adına tescili oluşturmaktadır.
Önalım hakkı sahibi davasını, dava konusunu devralana yöneltecek olursa, dava kural olarak ilk satıştaki bedel üzerinden devam edecektir. Zira ikinci dava birincinin devamı niteliğindedir.
Önalım davasının yeni malike yöneltilmesi ve mahkemece, davanın kabulüne karar verilmekle birlikte, yeni malikin iyiniyetli olduğu değerlendirilerek ve malike birinci satış bedelinden daha fazla bir bedel ödenmesine karar verilmesi halinde, aradaki bu fark için payı satan birinci davalının tazminat sorumluluğu doğacaktır.
Başka bir ifadeyle, pay devralan yeni malik davalının, mahkemece iyiniyetli kabul edilmesi nedeniyle, önalım bedeli yüksek olan ikinci satış bedeli üzerinden kabul edilirse, ancak bu durumda davacının bir zararı söz konusu olabilecektir. Bu zarar veya başka bir deyişle tazminat miktarı, ilk satış ile ikinci satış arasındaki farktır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun, Birinci Bölümü “Borç İlişkisinin Kaynakları”na ilişkindir. Bunlar; sözleşmeden doğan borçlar, haksız fiilden doğan borçlar ve sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlardır. Bir borçtan söz edilebilmesi için, doğmuş bir zararın olması gerekir.
Tazminat davasında amaç, zararlı davranışta bulunanı cezalandırmak değil, uğranılan zararı telafi etmektir. Bu yüzden, soyut zarar iddiası yeterli değildir, somut olarak zarara uğranılmış olması gereklidir. Aksi halde buradaki tazminat bir anlamda cezalandırıcı tazminat niteliğine bürünmektedir. Oysa usul hukuku kurumu olan HMK.m.125 hükmünün, maddi hukuk kurumu olarak tazminat hukukunun amacını değiştirme gibi bir gayesi veya etkinliği yoktur. Usul hukuku kurumlarının somut olaya uygulanması esnasında yapılacak yorumlarda maddi hukuk kurumlarının vazediliş gayelerinin sınırları dışına çıkacak eğilimden kaçınılmalıdır. Tazminat hukukunda (sorumluluk hukukunda) “zarar olmadan tazminat olmaz” ilkesi geçerlidir. Öyle ki, sorumluluk hukukunda kusurdan vazgeçilen özel haller bulunabilir (kusursuz sorumluluk halleri), hukuka aykırılıktan vazgeçilen özel haller bulunabilir (fedakarlığın denkleştirilmesi halleri), ancak zarar şartından vazgeçilmesi tazminat hukukumuza yabancı bir düşünce şeklidir. Başka bir ifadeyle, zarar doğmadan ve ispatlanmadan tazminata hükmedilmez.
HMK.m.125 hükmünde tanınan tazminat seçimlik hakkının kullanılmasına -yukarıda açıkladığımız gibi zarar henüz doğmadan- cevaz verilmesini, kanuni önalım hakkının tanınması gayesiyle bağdaşabilir bir düşünce olarak görmüyoruz.
Bu nedenle; sadece önalım talebinden vazgeçilerek, meydana gelmemiş bir zarardan dolayı tazminat talebinde bulunulması önalımın amacına ve mahiyetine uygun düşmeyeceği gibi, Borçlar Kanununun mahiyetine de aykırıdır. H.M.K’nın 125/1. b bendi, önalım davasının tazminat davasına dönüştürülmesi halinde mutlak surette tazminata hükmedilmesi gerektiğini emreden bir kural değildir. Türk Medenî Kanununun 6. maddesinde yer alan ispat külfeti burada da geçerlidir ve davacı lehine tazminata hükmedilebilmesi için Borçlar Kanunu gereğince zararın oluşmuş olması ve Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince bu zararın, zararı ileri süren tarafça kanıtlanmış olması gerekir.
Önalım hakkını kullanan davacı, önalım hakkıyla amaçlanan, payın üçüncü kişilere gitmesini engellemeye yönelik davasını sonuçlandırmadan, bu dava sonunda ikinci satışın yüksek olması nedeniyle fazla önalım bedeli ödediğini ve zararının gerçekleştiğini ispat etmeden, gerçekleşmemiş bir zararı için Kanunun 125. maddesindeki seçimlik hakkını kullanarak davasını tazminata dönüştürürse, tazminat davasının reddi gerekir.
Dava konusu olayda, davacı taraf önalım hakkını kullanmayarak, gerçekleşmemiş bir zarar için tazminat talebinde bulunduğundan davanın reddi gerekirdi. Davalı tarafın temyiz talebin kabulüne, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının bu gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373/2 maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 04.11.2019 tarih, 2019/2093 Esas, 2019/1218 sayılı Kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 10.11.2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
(Muhalif)
(Muhalif)
KARŞI OY
Davacı, 13.01.2017 tarihinde açmış olduğu dava ile … nolu parselde ki hisse satışına önalım hakkını kullandığını belirterek, hissenin tapusunun iptaline ve adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava açıldıktan sonra davalının dava konusu hisseleri başkasına temlik etmesi üzerine, davacı, HMK 125 maddesi uyarınca davasını tazminata çevirerek, iki satış arasındaki fark kadar tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davanın açılmasından sonra taraflardan biri, dava konusu olan malı veya hakkı, üçüncü bir kişiye devredebilir. Zira, bir davanın açılması ile, tarafların dava konusu üzerindeki tasarruf serbestisi kural olarak kısıtlanamaz.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 125. maddesi gereğince, dava açıldıktan sonra iki taraftan biri dava konusunu başkasına devrederse, devredenin karşı tarafına iki seçimlik hak tanınmıştır. Buna göre, karşı taraf, dava konusunu devralan üçüncü kişiye karşı davaya devam edilmesini isteyebileceği gibi, devreden tarafa karşı tazminat davası olarak devam edilmesini de isteyebilir. Yasa Koyucu, üçüncü kişinin davaya katılımını karşı tarafın rızasına bırakmıştır.
Önalım davası devam ederken, davalının dava konusu hisseyi devretmesi halinde, davasını tazminat istemine çeviren davacı, davalıdan hissenin devredildiği andaki gerçek değerini tazminat olarak isteyebileceği gibi, bunun ispatı ile uğraşmamak için, iki satış bedeli arasındaki farkı da tazminat olarak isteyebilir. ( Emsal: 6.HD 14.11.1961, 4398/6272 – 6.HD 12.01.1962, 7658/155 – 6.HD 23.01.2006, 9786/36 )
Mahkemece, davacı davasını, HMK 125 maddesi gereğince tazminata çevirdiğinden, her iki satış arasındaki fark miktarı kadar tazminata karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Hükmün onanmasına karar verilmesi gerekir.
KARŞI OY
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.