Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/1294 E. 2021/1950 K. 14.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1294
KARAR NO : 2021/1950
KARAR TARİHİ : 14.10.2021

7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

Davacı tarafından, davalılar aleyhine 30.10.2014 tarihinde verilen dilekçe ile şahsi hakka dayalı elatmanın önlenmesi ve tahliye talep edilmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 09.04.2019 günlü hükmün istinaf yoluyla incelenmesi davacı vekili tarafından talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından istinaf talebinin esastan reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine, temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 14/10/2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

(Muhalif)

K A R Ş I O Y

Davacı vekili; davalılardan … adına 27/02/1985 tarih ve 621 numaralı tapu tahsis belgeli olup …,… Mahallesi, 1310 ada, 9 parselde tapuda kayıtlı taşınmazın; Beşiktaş 5. Noterliğinin 15/10/1999 tarih ve 35042 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile müvekkiline satıldığını, sözleşmede geçen bedelin davalıya ödediğini, su-elektrik gibi aboneliklerin müvekkilinin üzerine geçirildiğini, ancak türlü bahaneler ve sözleşmenin geçerli olmadığı şeklindeki iddialar ortaya koyan davalının bugüne kadar taşınmazı müvekkiline teslim etmediği gibi kiracısı …’ın kullandığını, kiracı ile yapılan görüşmeler sonrasında da taşınmazın tahliye edilmediğini ve müvekkiline kira da ödenmediğini beyan ederek; dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men’i ile taşınmazın tahliyesine ve boş olarak müvekkiline teslimine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan … vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı arasında Beşiktaş 5. Noterliğinin 15/10/1999 tarihinde düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi akdedildiğini ancak müvekkilinin bu satış vaadinden kısa bir süre sonra Beşiktaş 6. Noterliğinin 8 Kasım 1999 tarih ve 57249 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile aralarındaki gayrimenkul satış vaadinin yoklukla malul olduğunun davacıya bildirildiğini, müvekkilinin satış vaadi işleminin geçersiz olduğunu davacıya ihtar ettiği gibi ayrıca sözleşmede belirtilen bedelin de banka aracılığıyla davacıya iade edildiğini, satış vaadi sözleşmesinden yaklaşık 15 yıl sonra müvekkiline ait yerde mülkiyet iddiasında bulunulmasının iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğunu beyan ederek; davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonrasında 06.06.2016 tarih ve 2014/418 E.- 2017/254 K. sayılı kararın istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 08/02/2018 tarih 2017/1449 Esas, 2018/209 Karar sayılı ilamı ile hükmün HMK 353/1-a/4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahalli mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda “…Davacı vekili davalı … adına 27/02/1985 tarih ve 621 numaralı tapu tahsis belgesi ile kayıtlı …,… 0 ada, 9 parselde kain taşınmaza yapılan müdahalenin önlenmesi ve taşınmazın tahliyesi talep edilmiş ise de satış vaadi sözleşmesi mülkiyeti karşı tarafa geçiren bir sözleşme olmayıp iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmedir. Taşınmaz tahsis belgeli olup davalı adına tapuda kayıtlı değildir. Bu nedenle satış vaadi sözleşmesine dayanarak ve davalıya karşı üstün hakkı olduğunu ileri sürerek davacının müdahalenin men’i davası açamayacağından, davalı … hakkında açılan davanın reddine, diğer davalı hakkında açılan davanın atiye bırakılması nedeniyle bu davalı hakkında esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili istinaf etmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen 28/11/2019 tarihli istinaf kararı ile; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine dair verilen hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına göre; davalı …’ya, dava konusu taşınmazla ilgili olarak İstanbul Belediyesince 27/02/1985 tarih ve 621 tarihli tapu tahsis belgesi verilmiş olup tapu tahsis belgesi iptal edilmediği sürece davalı …, tahsis belgesine konu taşınmaz üzerinde hak sahibidir ve söz konusu şahsi hakkını başkasına temlik edebilir. Nitekim bu kapsamda tahsis belgesi sahibi davalı …, sahibi olduğu şahsi hakkını Beşiktaş 5. Noterliğinin 15/10/1999 tarih ve 35042 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davacıya usulüne uygun olarak devretmiş olduğundan temlik aldığı bu hakka dayalı olarak davacının müdahalenin men’ini talep etme hakkı doğmuştur.
Tapusu bulunmayan taşınmazlarda hakkın devri, zilyetliğin teslimi yoluyla olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.12.1996 tarihli ve 1996/14-763 E.-864 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesine göre hak sahibi olan davalı, taşınmazın zilyetliğini eylemli olarak davacıya devretmemiş ise de satış vaadi sözleşmesi ile bu hakkını davalıya satmış olduğundan zilyetliğin hukuken teslim edilmiş olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki, taraflar arasında imzalanmış Beşiktaş 5. Noterliğinin 15/10/1999 tarih ve 35042 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin üçüncü sayfasında da dava konusu taşınmaza yönelik teslim olgusu açıkça belirtilmiştir.
Bu nedenle elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınmaksızın yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş olduğundan kararın bozulması gerektiğini düşünmekteyim. Sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamamaktayım.