YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14613
KARAR NO : 2010/625
KARAR TARİHİ : 01.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 23.05.2007 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 29.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davalı …, davayı kabul etmiş; diğer davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece yapılan keşifte bilirkişiler geçit hakkı tesis edilecek güzergahın bedelini belirlemişler ise de; davacı vekili belirlenen güzergahta daha evvel hükmen tesis edilen geçit irtifakı bulunduğundan, geçit bedelinin belirlenmesinde bu hususun dikkate alınmayarak geçit bedelinin fahiş hesaplandığı yönünde itirazda bulunmuştur.
Mahkeme, verilen kesin süre içinde davacının geçit bedelini yatırmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Somut olayda; lehine geçit tesis edilmesi istenen 294 parsel sayılı taşınmazın mutlak geçit ihtiyacı içinde olduğu sabittir. Dosya içinde mevcut raporda, bilirkişiler alternatif olarak belirledikleri geçit yoluna ilişkin seçeneklerde hükmen 291 parsel sayılı taşınmaz lehine 293, 233 ve 234 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine; 293 parsel sayılı taşınmaz lehine 233, 234 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine; 233 parsel sayılı taşınmaz lehine 234 parsel sayılı taşınmaz aleyhine ve 238 parsel sayılı lehine de 293, 233 ve 234 parsel sayılı taşınmazlar aleyhine tesis edilmiş, tapuya ve haritasına işlenmiş geçit irtifakı üzerinden davacıya yol verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bir taşınmaz yararına geçit hakkı tesis edilirken önceden kurulan geçit yollarına bağlanma durumunda önceki geçit bedellerinin tesbit edilecek geçit bedelinden düşülmesi gerekir. Bilirkişi raporunda, önceden hükmen tesis edilen geçit yoluna davacı taşınmazının getireceği artı külfete göre geçit bedelinin hesaplandığı, ancak lehine önceden geçit tesis edilen taşınmaz maliklerinin ödeyeceği değerlerinde toplam geçit bedeline dahil edildiği gözükmektedir. Bu nedenle yukarıda açıklanan ilkeler de gözetilerek bilirkişilerden denetime elverişli rapor alınarak davacıya ait parselin yükümleneceği ve parsel malikinin ödeyeceği geçit bedeli hesaplanarak ve her bir yükümlü taşınmaz maliklerine ödenecek miktarda belirlenerek, bu bedel depo ettirildikten sonra mahkemece karar verilmesi gerekirken denetime elverişli olmayan bilirkişiler raporu esas alınarak belirlenen bedelin depo edilmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 26.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.