YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5018
KARAR NO : 2011/6085
KARAR TARİHİ : 04.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 11.03.2010 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydında düzeltim istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 08.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, kadastro çalışmaları sırasında 712 parsel sayılı taşınmazın dava dışı … …l adına tespit edilmesi gerekirken sehven davalı … adına tespit edildiğini, belirterek Tapu Sicil Tüzüğünün 85.maddesi gereğince taşınmazın tapu kaydının … oğlu …… olarak düzeltilmesini istemiştir.
Davaya dahil edilen kayıt maliki … mirasçıları davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının aktif dava ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı idare vekili temyiz etmiştir.
Gerçekten, Tapu Sicil Tüzüğünün 85.maddesi uyarınca kütük üzerinde belgelere aykırı tescil ve yazımın düzeltilmesi olanaklıdır. Bunun için ilgililerin yazılı olurlarının alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. İlgililerin yazılı oluru alınamazsa Tapu Sicil Tüzüğünün 85.maddesi gereğince Hazine tarafından dava açılabilir. Eldeki davada, davalının mirasçıları tarafından tapu kaydında düzeltme için yazılı olur verilmediğinden davacı Hazine tarafından dava açılmıştır. Bu itibarla davacının aktif dava ehliyeti olmadığından söz edilemez.
Bu hususun yanında dava ehliyeti davada taraf olma ehliyetidir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, taraf ehliyetini tanımlamamış, 38. maddesiyle Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunu ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan Türk Medeni Kanununun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur.
Bu itibarla, gerek Türk Medeni Kanunu gerekse Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölen kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda;dosya içerisinde bulunan nüfüs kaydı incelendiğinde aleyhine dava açılan …’ın davanın açıldığı 11.03.2011 tarihinden önce 24.08.1980 tarihinde ölmüş olduğu anlaşılmıştır. Ölen kişinin mirasçılarına dahili dava dilekçesi tebliğ edilerek davaya devam edilmiş, davacının aktif dava ehliyeti olmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın, ölü kişi aleyhine açılamayacağından reddi gerekirken davacının aktif dava ehliyeti olmadığından reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ise de verilen karar sonuç olarak doğru olduğundan HUMK’nun 438/son maddesi gereğince hükmün gerekçesi yazılı olduğu şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının reddi ile hükmün gerekçesinin değiştirilerek ve DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 04.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.