Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/13049 E. 2010/1878 K. 23.02.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13049
KARAR NO : 2010/1878
KARAR TARİHİ : 23.02.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı/k.davalı vekili tarafından, davalı/k.davacı aleyhine 26.03.2008 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı elatmanın önlenmesi, karşı davacı tarafından verilen 17.04.2008 tarihli dilekçe ile de intifa hakkı ve ipoteğin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine, karşı davanın kabulüne dair verilen 15.07.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı/k.davalı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.02.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı/k.davalı vekili Av…. ile karşı taraftan davalı/k.davacı vekili Av…. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı/k.davalı … Ltd.Şti., 06.06.2005 tarihinde yapılan sözleşme ile 434 parsel numaralı taşınmazda 15 yıl süreli intifa hakkı tesis edildiğini, bu sözleşme gereğince 23.05.2006 tarihinde dava dışı …Ltd.Şti. ile 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi imzalandığını, ancak davalının yer tesliminden kaçındığını belirterek muarazanın giderilmesi ve taşınmazın teslimi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, intifa hakkının bayilik sözleşmesinin temini amacıyla verildiğini, taşınmazın hala boş olduğunu ve davacıya ait demirbaşların da taşınmazda bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı/k.davacı ise; kooperatifin 30.05.2005 tarihli genel kurulunda dava konusu taşınmazda akaryakıt istasyonu açmak ve işletmek üzere yönetim kuruluna yetki verildiğini, bu yetkiye istinaden taşınmazda işletilecek akaryakıt istasyonu ile ilgili bayilik sözleşmesinin ön koşulu olarak 06.06.2005 tarihinde intifa hakkı tesis edildiğini, davacı tarafından intifa bedelinin
ödenmediğini, sözleşmenin imzalanması amacıyla gönderilen ihtarnameye cevap verilmediğini, davacı lehine tesis edilen ipoteğin de kaldırılmadığını belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olan ipoteğin kaldırılması ve intifa hakkının iptali isteğinde bulunmuştur.
Davacı/k.davalı … Ltd.Şti., intifa hakkının yasal şartlara uygun olarak kurulduğunu, bu hakkın bizzat veya üçüncü kişi aracılığı ile kullanılabileceğini, bayilik sözleşmesi taahhüdünde bulunmadıklarını belirtmiş davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm davacı/k.davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, intifa hakkına dayalı muarazanın önlenmesi, karşı dava ise intifa hakkının iptali ve ipoteğin kaldırılması isteğine ilişkindir.
1- Türk Medeni Kanununun 794. maddesindeki tanıma göre intifa hakkı; taşınırlar, taşınmazlar hatta haklar veya bir mal varlığı üzerinde tesisi mümkün olan ve hak sahibine konusu olan şeyden yararlanma hakkı veren bir irtifak türüdür.
Taşınmaz mallar üzerinde intifa hakkı, resmi senedin düzenlenerek tapuya tescili ile, taşınırlar üzerinde ise taşınır eşya zilyetliğinin intifa hakkı sahibine geçirilmesiyle kurulur. Alacaklar üzerinde intifa hakkı ise; hakkın temliki, kıymetli evrakın teslimi suretiyle kurulabilir. (TMK.m.795)
İntifa hakkı; bir süreyle sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vazgeçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü veya tüzelkişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünüyle, harap olması sebebiyle artık ondan yararlanma olanağının kalmaması durumlarında sona erer. (TMK.m.796)
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkının tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceği kararlaştırılabilir. Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse malik bozulan yararlar dengesini ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır. Her ne kadar intifa hakkının sona ermesi sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796. vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktrindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. (Bkz.Prof.Dr.Şeref Ertaş. Eşya Hukuku Ankara 2004.s.463).
Bütün bu açıklamalardan sonra somut olayın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda değerlendirmesi gerekmektedir.
Taraflar arasında düzenlenen intifa hakkına ilişkin sözleşmede bu hakkı üçüncü kişi eliyle de kullanabileceği kabul edilmiş, sözleşme kapsamında taşınmaz dava dışı … Petrol Ltd.Şti. tarafından akaryakıt istasyonu olarak kullanılmıştır.
Ancak dosya içerisine sunulan belge ve bilgilere göre, anılan şirketin bayilik faaliyetini sürdürürken lisans almaksızın faaliyete başladığı, pazarlanan ürünün analizinde yasal standartlara ve teknik kriterlere uygun olmaması sebebiyle idari para cezasına maruz kaldığı, düzenlenen tutanaklar ile bu şirketin taşınmazdaki faaliyetinin son bulduğu ve halen boş durumda olduğu, anlaşıldığından lehine intifa hakkı tesis edilen davacı şirketin bu hakkını kullanma biçimine göre TMK’nun 785.maddesi hükmü gözetilerek intifa hakkının terkinine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. Belirtilen nedenle davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı/k.davalının ipoteğin kaldırılması isteğine ilişkin davanın kabulüne dair verilen karara yönelik temyiz itirazlarına gelince;
İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. İpotek tesisi için rehin edilecek taşınmaz maliki ile alacaklı arasındaki anlaşmanın (rehin sözleşmesi) bulunması ve rehin sözleşmesinin Türk Medeni Kanununun 856. maddesi gereğince tapu siciline tescil edilmesi gerekir.
Alacak sona erdiği halde alacaklı, terkin taahhüdünü iradesiyle yerine getirmezse, taşınmaz maliki ipoteğin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir.
Somut olayda; incelenen ve ipotek aktinin çerçevesini tayin eden resmi akit tablosu içeriğinden ipoteğin, ileride gerçekleşecek veya gerçekleşmesi muhtemel olan bir alacağın teminatı olarak tesis edildiği görülmektedir. Bu haliyle ipotek, azami meblağ (üst sınır ipoteği) ipoteğidir. Türk Medeni Kanununun 851 ve 881. maddelerinde ifadesini bulan azami meblağ (üst sınır) ipoteğinde alacağın ulaşacağı miktar önceden belirsiz olduğundan taşınmazın ne miktar için teminat teşkil edeceği ipotek akit tablosunda gösterilen limitle sınırlanabilir. Türk Medeni Kanununun 875.maddesinde belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan ana borç, gecikme faizi, icra takip giderleri ve taraflarca kararlaştırılan eklentilerden oluşan borcun toplam miktarının bu limiti aşması olanaklı değildir. HGK.nun 1989/11-294 E. – 1989/378 K. ve 24.05.1989 tarihli kararında da yukarıdaki kural benimsenmiştir. Bu kural uyarınca üst sınır ipoteğinde alacak bakımından bir üst sınır tespit edilerek teminatın kapsamı saptanmaktadır. Bu şekilde rehin edilen alacağın tutarı değil, ipotekli
gayrimenkulün sorumlu olduğu üst miktar belirlenmektedir. O halde teminat, alacağı ve alacaklı icra takibi yapmışsa takip giderleri ile temerrüt faizlerini, üst sınıra kadar sınırlamaya tabi olmaksızın sağlamaktadır. Bu bakımdan üst sınır ipoteği kurulurken akit tablosuna üst sınır belirlenmesi yapıldıktan sonra “ bu meblağa ilaveten” denilmek suretiyle ilave yapma olanağı bulunmamaktadır. Yapılsa da geçerli sayılmaz. Kısaca, ipoteğin üst sınır ipoteği olması durumunda borçlu sadece ipotek akit tablosunda belirtilen miktar ile sınırlı olmak üzere sorumludur. Diğer taraftan taşınmaz malikinin ödeme iddiası varsa bu iddianın da yazılı delille kanıtlanması zorunludur.
Bütün bu açıklamalar ışığında mahkemece yapılması gereken iş; ipotek üst sınır ipoteğine ilişkin bulunduğundan, dava dışı …Petrol Ltd.Şti.’nin davacı şirkete borcu bulunup bulunmadığını şirkete ait ticari defter kayıtları ile de araştırmak, ipotekle teminat altına alınan bir borcun bulunmaması halinde ipoteğin kaldırılmasına karar vermek olmalıdır.
Mahkemece tüm bu hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak ipoteğin kaldırılması isteminin de kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının yukarıdaki 1.bentte yazılı nedenlerle reddine, 2.bentte yazılı nedenle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının yatırana istek halinde geri verilmesine, 750,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı/k.davacıdan alınarak davacı-k.davalıya verilmesine, 23.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.