Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/1198 E. 2010/3138 K. 23.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1198
KARAR NO : 2010/3138
KARAR TARİHİ : 23.03.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı tarafından, davalı aleyhine 09.10.2008 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men’i ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.11.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, pay sahibi olduğu taşınmazda bulunan evinin duvarına bitişik şekilde davalı tarafından bina yapıldığını ve pencerelerinin de evine bakacak şekilde açıldığını, ayrıca yapılan binanın çatı saçağının da taşınmazına gelecek şekilde yapıldığını belirterek elatmanın önlenmesi ve kal isteminde bulunmuştur.
Davalı, binanın altmış yıllık olduğunu, penceresini davacının izniyle sadece büyüttüğünü ve saçağın da bir müdahalesinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalının yaptığı pencerelerin davacı taşınmazına müdahalesi bulunmadığı, imar mevzuatına da aykırılık teşkil etmediği ve saçağın da bir müdahalesi bulunmadığı ve altmış yıldır aynı şekilde kullanıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 683. maddesi; “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir” hükmü ile malikin mülkiyet hakkını hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir.
Anılan kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi; “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hâkim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Davalı kullanımında bulunan 7 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına göre maliki “… oğlu … ”tir. Taşınmaz bu kişi adına 1964 yılında yapılan tapulamada tescil edilmiştir. Davada kendisine husumet yöneltilen “…” ise davacı tanımlamasına göre dava konusu taşınmazı kullanan kişi olup taşınmazda mülkiyet ilişkisi varmış gibi yorumlanmıştır. Mahkemece öncelikle davacı taraftan sorulmak suretiyle “… oğlu … ” ile davalı arasında miras bağı olup olmadığı belirlenmeli ve var ise nüfus kayıtları ile de mirasçılık ilişkisi doğrulandığı takdirde davada komşuluk hukukuna göre inceleme yapılmalıdır.
Yukarıda belirtildiği üzere dava mülkiyet aktarımından kaynaklanan elatmanın önlenmesinden değil komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesine ilişkindir. HUMK’nun 74. maddesi gereğince hakim her iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup ondan
fazlasına veya başka bir şeye hüküm veremez. Yasanın 75. maddesi gereğince de hakim kanunun koyduğu ayrıcalıklar dışında iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya iddia sebeplerini kendiliğinden nazara alamaz. Oysa hükme dayanak yapılan 29.6.2009 tarihli kadastro teknisyeni tarafından düzenlenen bilirkişi raporu çekişme konusu pencere ve saçağın bulunduğu mahaldeki parsellerin çap kaydı esas alınarak tanzim edilmiş bu raporda komşuluk hukukuna ilişkin Türk Medeni Kanununun ilgili hükümleri üzerinde hiç durulmamış, 30.6.2009 tarihli inşaat mühendisi tarafından verilen raporda ise; çatının eğiminin davacı parseline doğru yapıldığı ve davacı taşınmazına akışın engellenmesi için yapılması gereken tadilatlar belirtilmiş ancak pencereye ilişkin olarak burada da komşuluk hukukuna göre bir inceleme yapılmamıştır. Mahkemece de anılan raporlar hükme dayanak yapılmıştır. Bu saptama HUMK’nun 74 ve 75. maddeleri hükümlerine aykırıdır.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; taraf teşkili sağlandıktan sonra mahallinde yeniden keşif yapılarak ve bu konuda uzman mimar bilirkişinin görüşünden yararlanılarak davalıların komşuluk hukukuna aykırı şekilde yaptığı iddia edilen pencere ve saçağın 159 ada 5 numaralı parselde oturan davacının pencere nedeniyle mahremiyetine ve saçaktan akan su nedeniyle de taşınmazında bir zarar meydana getirip getirmediğini tespit etmek, zarar oluşuyorsa bunun giderilme yöntemini bilirkişiye belirletmek ve bu şekilde elde edilecek sonuca uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Davanın yanlış vasıflandırılması suretiyle isteğin bilirkişinin yetersiz raporuyla yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 23.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.