Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/4473 E. 2010/6716 K. 08.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4473
KARAR NO : 2010/6716
KARAR TARİHİ : 08.06.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.04.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, kademeli olarak tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 11.06.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.06.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden gelmedi. Karşı taraf davalı vekili Av. … Aydın geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_

Davacı, dava konusu beş adet taşınmaz ile 34 ZD 3253 plakalı aracı dava dışı üçüncü kişilerden parasını kendisinin vermek suretiyle satın aldığını, ancak bağış amacıyla davalı eski eşi adına tescil ettirdiğini, bağıştan rücu koşullarının gerçekleştiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil, aracın kendisine ait olduğunun tespitini ve kademeli olarak ise tazminat istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Taşınmazlara veya bunlar üzerindeki ayni haklara ilişkin bağışlama taahhüdünün geçerli olması için resmi şekilde yapılması şarttır. Taşınmazlar hakkında elden bağışlama hükümleri uygulanamaz. Borçlar Kanununun 237/II maddesi hükmü gereğince ayni hakların bağışlanması, ancak tapu siciline tescil edilmekle olur; aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince da, bu tescil geçerli bir bağışlama taahhüdüne dayanılarak yapılabilir; böyle bir taahhüt ise resmi şekilde olmalıdır.( Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Özel Borç İlişkileri, 1985 Cilt 1/1 sayfa 357) Öte yandan, Karayolları Trafik Kanununun 20/d ve Karayolları
Trafik yönetmeliğinin 37/c – d maddeleri hükmü uyarınca tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirleri araç sahibi adına düzenlenmiş tescil belgesi esas alınmak suretiyle noter huzurunda veya yetkili kuruluşta yapılması zorunludur. Somut olayda; yukarıda açıklandığı gibi resmi şekilde yapılmış geçerli bir bağış ya da bağış taahhüdü bulunmadığından bağıştan rücu koşullarının gerçekleştiğinden de söz edilemez.
Bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hakime aittir. Taraflar arasında resmi şekilde yapılmış bir bağış sözleşmesi bulunmadığından davacı ile davalı eş arasındaki ilişkinin bağış ilişkisinden değil, inanç ilişkisinden kaynaklandığının kabulü gerekir.
İnanç sözleşmesi ise, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille … edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK m.236) yemin (HUMK m.344) gibi kesin delillerle de … edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
1- Eldeki davada; davacı inanç sözleşmesini yukarıda açıklandığı şekilde yazılı delil ya da karşı tarafın elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir belge ile kanıtlayamadığından davacının diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2- Gerçekten, davacı inanç sözleşmesini yazılı delil ya da karşı tarafın elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir belge ile kanıtlayamamış ise de; delil listesinde yemin deliline dayandığını bildirmiş olduğundan davacıya, davalıya yemin teklif etme hakkı bulunduğu hatırlatılıp bu hakkını kullanıp kullanmayacağı sorularak HUMK’nun 337. ve müteakip maddeleri gereğince işlem yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, bu yön gözardı edilerek değişik gerekçe ile davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda (1) bentte yazılı nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) bentte yazılı nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin yatırılan temyiz harcının yatırana iadesine, 08.06.2010 tarihinde oy birliği ile karar verildi.