YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5816
KARAR NO : 2011/6889
KARAR TARİHİ : 25.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 05.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.05.2005 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra eksiğe gönderilen dosya yeniden gelmekle dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davalılara ait taşınmazların 1952 tarihinde yapılan 58 numaralı mera tahsis kararı kapsamında kaldığını ileri sürerek tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma isteminde bulunmuştur.
Davalılar, dava konusu taşınmazların kadastro öncesinde adlarına hükmen tescil edildiğini savunmuşlar, mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir.
Dava, mera iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazlar zilyetlik iddiası ile açılan tescil davaları sonucu oluşan tapu kayıtları esas alınarak davalılar adına tescil edilmiştir. Bu davalarda davacı …’nin de taraf olması nedeniyle mahkeme kesin hükmün varlığını kabul etmiştir.
Bilindiği gibi, hukuk düzeninde istikrar sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, hükme karşı yasa yollarının tükenmesi (şekli anlamda kesin hüküm) ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir daha dava konusu yapılmaması (maddi anlamda kesin hüküm) şeklinde hukuk yargılama sistemimizde yer almaktadır.
Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılamaması amacını güden maddi anlamda kesin hüküm HUMK’nun 237. maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan maddeye göre kesin hükmün oluşabilmesi için;
1-Dava konusunun, diğer bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması,
2-Dava sebebinin yani davanın dayanağı olan vakıaların aynı olması,
3-Davanın taraflarının aynı olması gereklidir.
Somut olayda, mahkemenin kesin hüküm kabul ettiği davalarda davada tarafların aynı olduğu sabittir. Ancak, dava konusu taşınmazların hükmen tescil edilenlerle aynı taşınmazlar olup olmadığı hususu açıklığa kavuşturulmamıştır. Mahkemece hükmen tescil davalarına konu taşınmazların dava konusu taşınmazlar olup olmadığının dava dosyaları ve dayanak tapu kayıtları getirtilerek, taşınmazlar başında bilirkişiler aracılığı ile uygulanarak saptandıktan sonra hüküm kurulması gerekir. Eksik inceleme ve araştırma sonunda yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 25.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.