Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/14815 E. 2011/345 K. 19.01.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/14815
KARAR NO : 2011/345
KARAR TARİHİ : 19.01.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.05.2006 gününde verilen dilekçe ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 17.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Davalılar, zamanaşımı def’inde bulunmuş, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin de geçtiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının öncelikli edim olan bedel ödeme borcunu yerine getirmediğinden bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.
Somut olaya gelince;
2010/14815 – 2011/345
Davada dayanılan 18.01.1968 tarihli biçimine uygun düzenlenmiş sözleşmede satış bedelinin 27.000 TL olduğu kararlaştırılmış, bu tutarın 10.000 TL’sinin vaat borçlusuna ödendiği, kalan 17.000 TL’nın ise 30.08.1968 tarihinde ödeneceği sözleşmeye yazılmıştır. Yapılan keşifte davacı, sözleşme bedelinden kalan 17.000 TL’nın davalıların murisine henüz ödenmediğini kabul etmiştir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 81.maddesi gereğince karşılıklı taahhütleri ihtiva eden sözleşmelerde, ifa talebinde bulunan tarafın öncelikle edimini yerine getirmiş olması gerekir.
Ne var ki, Dairemiz uygulamasına göre bu gibi durumlarda davanın hemen reddi gerekmediği, edim borcunu yerine getirmeyen tarafa ifa için uygun bir süre verildikten sonra sonucuna göre hüküm kurulması gerekeceği kabul edilmektedir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, davacının ödemediği anlaşılan bakiye 17.000 TL bedelin dava tarihine göre güncelleştirilmiş değerini konusunda uzman kişilere hesaplatmak, bulunacak bu değeri vaat borçlusunun mirasçılarına ödenmek üzere depo etmesi için davacıya uygun bir süre tanımak ve uyuşmazlığı bütün bunların sonucuna göre çözmek olmalıdır.
Mahkemece eksik inceleme ve araştırmayla davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 19.01.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.