YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/5274
KARAR NO : 2011/6669
KARAR TARİHİ : 23.05.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.01.2002 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, genel yola bağlantısı bulunmayan 207 parsel sayılı taşınmazı lehine, davalılara ait taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalılardan … davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 207 parsel numaralı taşınmaz lehine 211 parsel numaralı taşınmaz üzerinden 12/02/2010 ve 13/07/2010 tarihli bilirkişi rapor ve krokileri ile ve ek raporunda “A” harfi ile gösterilen güzergahtan geçit hakkı tesisine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar vekili temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Somut olaya gelince;
Eldeki davada 207 parsel sayılı taşınmazın mutlak geçit ihtiyacı içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece geçit hakkı tesis edilen yol kadastro yolu olmayıp imar yoludur. Bir yerde imar uygulamasına geçilip imar planları yapılmış, imar parselleri oluşturulmuş, imar yolları belirlenmiş olmakla birlikte yöntemince tescil işlemleri yapılmamış ve imar yolları da fiilen kullanıma açılmamışsa bu yolun geçit ihtiyacını karşıladığından söz edilemez. Dosya içerisinde bulunan Karadere Belediye Başkanlığının 03.04.2009 tarihli cevabi yazısında davacıya ait 207 sayılı parsel ve çevresindeki taşınmazlarda herhangi bir imar uygulaması yapılmadığından fiili olarak bir yol açılmadığı bildirilmiştir. Bu itibarla mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler ışığında yeniden keşif yapılarak davacının taşınmazını kadastro yoluna bağlayacak alternatifler araştırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Açıklanan bu yönler gözden kaçırılmak suretiyle eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 23.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.