YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/358
KARAR NO : 2022/618
KARAR TARİHİ : 28.04.2022
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06.07.2015 tarihli ve 2015/632 E., 2015/486 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.12.2016 tarihli ve 2015/12037 E., 2016/9651 K. sayılı ilamıyla bozulmuş, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiş, direnme hükmü davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2. Hukuk Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda gereği görüşüldü:
3. Mahkemece, bozma öncesi verilen 06.07.2015 tarihli karardaki hüküm fıkrasında; “…İşbu davanın tamamen kabulü gerekir ise de; dava konusu 1540 adet hamiline yazılı hisse senetlerinin tamamı ile dava konusu 19.090,00 EURO’ nun 13.433,00 EURO’ luk kısmının davadan sonra davalı tarafından davacıya iade edildikleri anlaşıldığından DAVANIN BU KISIMLARI YÖNÜNDEN KONUSU KALMAYAN DAVANIN ESASI HAKKINDA BİR KARAR VERİLMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA.
Dava konusu 5.657,00 EURO’ nun 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının bir yıl vadeli EURO mevduat hesabına ödediği en yüksek oranda ve değişen oranlarda hesaplanacak döviz faizi ile birlikte AYNEN DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE…” karar verilmesine karşın, direnme kararında; “…İşbu davanın tamamen kabulü gerekir ise de; dava konusu 1540 adet hamiline yazılı hisse senetlerinin tamamı ile dava konusu 19.090,00 EURO’ nun 13.433,00 EURO’ luk kısmının davadan sonra davalı tarafından davacıya iade edildikleri anlaşıldığından DAVANIN BU KISIMLARI YÖNÜNDEN KONUSU KALMAYAN DAVANIN ESASI HAKKINDA BİR KARAR VERİLMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA.
Dava konusu 5.657,00 EURO’ nun ödeme tarihi olan 30/11/2012 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının bir yıl vadeli EURO mevduat hesabına ödediği en yüksek oranda ve değişen oranlarda hesaplanacak döviz faizi ile birlikte AYNEN DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE…” şeklinde hüküm kurulmuştur.
4. Usulî sorunun çözümünde mahkeme kararlarının niteliği ile hangi hususları kapsayacağına ilişkin yasal düzenlemenin değerlendirilmesinde yarar vardır.
5. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümler, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/3 maddesinde ise “Hükmün tefhimi herhâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir. Bu durum yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar, hükmün hedefine ulaşılmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
7. Diğer taraftan, Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
8. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141/3. maddesi ile bu yönde düzenleme içeren HMK hükümleri, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
9. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukukî ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle ve kısa karar ile gerekçeli karar arasında tereddüde yol açacak çelişkiler taşımaması ile mümkündür.
10. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) somut olay bakımından uygulanmasına devam olunan 429. maddesine göre, bozma kararı üzerine kendiliğinden tarafları duruşmaya davet eden mahkeme, tarafları dinledikten sonra Yargıtay bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir. Mahkeme bozma kararına uyduktan sonra bu karardan dönemeyeceği gibi direnme kararı verdikten sonra da ilk karardan farklı bir karar veremez. Gerekçe genişletilebilir ise de verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması gerekir. Başka bir deyişle direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de kararı değiştirmemelidir.
11. Mahkemece düzenlenecek kısa ve gerekçeli kararlara ilişkin hüküm fıkralarında, Özel Daire bozma kararına hangi açılardan uyulup hangi açılardan uyulmadığının hüküm fıkrasını oluşturacak kalemler yönünden tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, varsa hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması; kararın gerekçe bölümünde de bunların nedenlerinin ne olduğu, bozmanın niçin yerinde bulunmadığı ve dolayısıyla mahkemenin bozulan önceki kararının hangi yönleriyle hukuka uygun olduğunun açıklanması, kararın yargısal denetimi açısından aranan ön koşullardır.
12. Nihayet direnme kararları yapıları gereği, kanunun hukuka uygunluk denetimi yapmakla görevli kıldığı Yargıtay Ddiresinin denetimi sonucunda hukuka aykırı bularak, gerekçesini açıklamak suretiyle bozduğu bir yerel mahkeme kararının aslında hukuka uygun bulunduğuna, dolayısıyla bozmanın yerinde olmadığına ilişkin iddiaları içerdiklerinden, o iddiayı yasal ve mantıksal gerekçeleriyle birlikte ortaya koymak zorunda olduğu gibi, direnilen ve uyulan kısımları da kalem kalem net ve birbirine uygun bir biçimde içermelidir.
13. Somut olay bakımından; istirdat istemine dair eldeki davada ilk olarak mahkemece davanın tamamen kabulü gerekmekle birlikte dava konusu 1540 adet hamiline yazılı hisse senetlerinin tamamı ile dava konusu 19.090EURO’nun 13.433EURO’luk kısmının davadan sonra davalı tarafından davacıya iade edildikleri anlaşıldığından bu kısımlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu 5.657EURO’nun 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının bir yıl vadeli EURO mevduat hesabına ödediği en yüksek oranda ve değişen oranlarda hesaplanacak döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsiline dair kararın taraf vekillerince temyizi üzerine Özel Dairece bozulmuştur.
14. Bozma kararı sonrasında mahkemece verilen direnme kararının hüküm fıkrasında, ilk karardan farklı olarak ikinci paragrafta “…Dava konusu 5.657,00 EURO’ nun ödeme tarihi olan 30/11/2012 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının bir yıl vadeli EURO mevduat hesabına ödediği en yüksek oranda ve değişen oranlarda hesaplanacak döviz faizi ile birlikte AYNEN DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE…” şeklinde karar verildiği anlaşılmakla hükmedilen meblağ için faiz başlangıç tarihi bakımından ilk karar ile direnme kararı arasında çelişki oluşturulmuştur. Oysa direnme kararı verildikten sonra mahkemece yapılması gereken, HMK’nın 294 ve 297. maddelerine uygun olarak verilen ilk karar gibi hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun gerekçeli karar yazmaktır.
15. Bu şekilde ilk karardan farklı hüküm tesis edildiği anlaşıldığından usule uygun bir direnme kararının varlığından bahsedilemez. Hukuk Genel Kurulunca inceleme yapılabilmesi için öncelikle usulüne uygun şekilde tesis edilmiş bir direnme kararının varlığı şart olup bu husus re’sen gözetilebilecek niteliktedir.
16. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı nitelikleri haiz hüküm oluşturulmasıdır.
17. Hâl böyle olunca, açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmadığından, sair yönler incelenmeksizin direnme kararının salt usulî gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme kararının 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.04.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.