YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8389
KARAR NO : 2010/9383
KARAR TARİHİ : 28.09.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 25.11.2009 gününde verilen dilekçe ile tapuda isim düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18.05.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.
Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin isim, soy isim, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur.
Tapuda kayıt düzeltilmesi davasını, tapu maliki ile mirasçıları açabilir. Bunun yanı sıra 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda miras bırakanla ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu davaların, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak dava açan kişinin aktif dava ehliyeti vardır.
Somut olayda davacı, dava konusu 20 ada 3 parsel numaralı taşınmazın maliklerinden “Mustafa oğlu ölü …”un da isminin “Mustafa oğlu …” olarak düzeltilmesi isteğinde bulunmuştur.
2010/8389 – 9383
Yukarıda açıklandığı üzere davacının “Mustafa oğlu …” ile ilgili istem yönünden dava ehliyeti bulunmamaktadır. Mahkemece husumet konusu re’sen dikkate alınarak davacının kayıt maliki Vehbi ile ilgili davasının aktif dava ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de dava kısmen kabul edilmiş olmakla, reddedilen kısım üzerinden duruşmalarda kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 28.09.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.