YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4628
KARAR NO : 2011/5709
KARAR TARİHİ : 28.04.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 14.07.2008 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair verilen 16.12.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, tapu tahsis belgesine dayanarak yaptığı evine davalının müdahale ettiğini, istinat duvarı yaparak yolunu daralttığını ve yaptığı su deposunun da tecavüzlü olduğunu belirterek elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir.
Davalı, davacının taşınmazına tecavüzünün bulunmadığını, su deposunu evinin üstündeki balkona yaptığını istinat duvarının da hiçbir zarar vermediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyize getirmiştir.
HUMK’nun 388. maddesi gereğince bir mahkeme kararının hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
HUMK’nun 389. maddesinde de kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür.
Hüküm fıkrası, kararın esası olup kanunda “hüküm” kelimesi yalnız hüküm fıkrası için kullanılmıştır. Bu nedenle, hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır. Şarta bağlı ve terditli olarak hüküm kurulmamalıdır. Dava, açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmalı, hüküm fıkrasında asıl talep ile yardımcı talepler hakkında da karar verilmelidir.
Bunların yanında hakim istisnalar dışında davacının talebi ile bağlı olup, bu talepten fazlasına hüküm veremez. (HUMK m.74)
Somut olaya gelince; mahallinde yapılan keşif sonucu alınan 18.06.2010 tarihli bilirkişi raporunda davalının davacının evine tecavüzünün bulunmadığı, evinin terasının çatısında bulunan su deposunun da tecavüzü ve zararının bulunmadığı, ancak davalı tarafından merdivenli yaya yoluna bitişik olarak inşa edilmiş olan bahçe duvarının geliş geçişi olumsuz etkileyebilecek durumda olduğu ve bu nedenle duvarın merdiven basamaklarının üst kodundan itibaren eğik olarak 30 cm’lik kısmı korunarak merdivenli yol tarafında kalan 4,20 m. uzunluktaki kısmının üçgen şeklinde merdiven eğimine uygun olarak yıkılması gerektiği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere bilirkişi yıkımın ne şekilde yapılması gerektiğini açıklamıştır. Hüküm sonucunda ise yola vaki müdahalenin men’ine, tecavüzlü yapının kal’ine ve diğer talepler yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Bu şekli ile hüküm infaza elverişli değildir. Hüküm kısmında tecavüzün ne şekilde giderileceği ve hangi kısımların yıkılmasına karar verildiği açıkça yazılmalı, kabul edilen ve reddedilen istem kalemleri ayrı ayrı belirtilmelidir.
Mahkemece, HUMK’nun 388 ve 389. maddeleri hükümlerine açıkça aykırı karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 28.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.