YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2917
KARAR NO : 2010/3893
KARAR TARİHİ : 06.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, müdahil Hazine tarafından 08.03.2005 tarihli dilekçe ile de tapu iptali ve yayla olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine, müdahilin davasının kabulüne dair verilen 28.11.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava; mülkiyet hakkına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davaya müdahil olarak katılan Hazine, taşınmazın yayla niteliğinde olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile özel siciline yazılması isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından açılan davanın reddine, müdahil Hazine’nin isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü temyiz etmiştir.
Her ne kadar mahkemece dosyaya sunulan kanıtlar, bilirkişi raporu, Dairemiz ve Yargıtay’ın çeşitli dairelerince verilen kararlara da atıf yapılmak suretiyle dava konusu yerin yayla olduğu kabul edilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; Kızıldağ yaylası, dosya içerisinde mevcut memleket haritasında da açıkça belirtildiği gibi maruf ve meşhur yaylalardandır.
Gerçekten; 4342 sayılı Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya
kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı dışında kullanılması, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.
Davacı Vakıflar İdaresi davasında, çekişmeli taşınmazın yayla ile bir ilişkisi olmadığını, dayandıkları vakıfname kapsamında ve vakfın özel mülkü niteliğinde bulunduğunu ileri sürmüştür.
Yaşamını genelde çiftçilikle sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım taşınmazlarına ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera, yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.
İddia ve savunma ile az yukarıda anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak ve davacının dayandığı vakıfnamenin kamu malı niteliğindeki yayla sınırları içerisinde kalması halinde, yaylaların özel mülkiyete konu olamayacağı hususunun irdelenebilmesi için dava konusu taşınmazın kadim … Köyü sınırları içinde kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
O nedenle, öncelikle … köyünün kuruluş tarihi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle … Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde durulmalı, yine bu köye ait en eski tarihlisinden başlamak üzere idari sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenilmeli, … Köyüne ait mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın … Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava konusu taşınmaz kadim … Köyünün idari sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski tarihli memleket haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları içinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme sebebi sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim …
Köyünün tarım alanında kaldığını, dava dışı şahıs tarafından kullanıldığını belirttiklerinden tutanak bilirkişilerinin sözleri denetlenmeli, bütün bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.
Tüm bu inceleme ve araştırma yapılmadan yazılı olduğu şekilde davacının isteminin reddine, müdahil Hazinenin davasının kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana iadesine, 06.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.