YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5187
KARAR NO : 2010/6427
KARAR TARİHİ : 03.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 30.03.2007 gününde verilen dilekçe ile tasarrufun iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 02.07.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ile davalı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.12.2009 günü mürafaa icrasından sonra dosyada görülen eksiklik nedeniyle evrak mahalline iade edilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya tekrar Dairemize gönderilmiş olmakla içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, düzenlemesi İcra ve İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerinde yapılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Davalı borçlu … ödeme güçlüğü içine düştüğünü, alacaklılarla ödemeleri garanti altına alabilmek için satış vaadi sözleşmeleri yapıldığını, diğer davalı ile yapılan 08.11.2001 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin de bu amaca yönelik olduğunu, borçlarını karşılayamadığı için satış vaadine konu taşınmazlarını elinden çıkartmak zorunda kaldığını bildirmiştir.
Diğer davalı … taşınmazların açtığı davalar sonucu hükmen kazandığını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, orta yerde muvazaalı işlem bulunmadığından bahisle dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı ile davalılardan … temyiz etmiştir.
1-04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinde vurgulandığı üzere HUMK’nun 74 ve 75. maddeleriyle 76. maddesi hükümleri birlikte değerlendirildiğinde hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice talepleriyle bağlı olduğu dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların vasıflandırmalarıyla bağlı olmadığı ve kanunları re’sen uygulama görevinin hakime ait olduğu görülmektedir.
Sözü edilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde dava dilekçesindeki açıklamalara bakılırsa eldeki dava İcra ve İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davasıdır. Dolayısıyla, sorunun anılan yasa kuralları dairesinde çözümü gerekecektir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için aranan geçici ya da kat’i aciz belgesinin (…m.105,143) varlığı takip dosyasına borçluların sundukları 25.12.2006 tarihli mal varlığı beyanıyla sabittir.
Az yukarıya yazılan davalılardan …’in savunmasına göre diğer davalı ile yaptığı tasarruf işlemi İcra ve İflas Kanununun 279/I maddesinde sözü edilen güvence amacıyla temlik ile yasadan doğmayan ve tarafların iradesinden doğan ve bir alacaklı yararına yapılmış bir bakıma rehin işlemidir. Yasa koyucu bu tür işlemleri “acizden dolayı batıl” saymıştır. Gerçekten, yasa koyucunun borçlunun zorunluluk olmadığı halde mevcut bir borcunu güvence altına alma amacıyla tesis ettiği tasarruf işlemini batıl saymasının nedeni onun aciz halinde olmasına ve bir zorunluluk bulunmamasına rağmen alacaklısının alacağını rehinle temin etmek suretiyle diğer alacakların zararına hareket etmesidir. Kısaca ifade etmek gerekirse, davalılar arasındaki 08.11.2001 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmelerine ilişkin tasarruf işlemi acizden dolayı butlanla batıldır. Dolayısıyla bu tasarrufların iptali gerekmektedir.
Ne var ki, satış vaadi sözleşmelerine konu ve davalılardan …’nın cebri tescil davası sonucu mülkiyetini kazandığı 878 ada 1 parseldeki 3 numaralı bağımsız bölüme ilişkin mülkiyet bu davalı tarafından 22.02.2007 tarihinde dava dışı … ’e temlik edilmiştir. Davacı İcra İflas Kanunun 283. maddesi gereğince 4013 ada 101 parseldeki davalılardan … adına olan kayıt üzerinde kaydın tashihi gerekmeksizin alacağını cebri icra yoluyla elde etmeyi kazanmış ise de, 878 ada 1 parseldeki 3 numaralı bağımsız bölüm mülkiyeti davalı elinden çıkartıldığından davacının 3 numaralı bağımsız bölümdeki hakkı o mal yerine geçen değere taalluk eder ve İcra İflas Kanununun 283/II maddesi uyarınca davalı …’nın alacaktan fazla olmamak üzere tazminat ödemesine karar verilmesi gerekir.
Tüm bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş eldeki uyuşmazlığı İcra ve İflas Kanununun 279 ve 283 maddeleri kapsamında değerlendirip buna uygun hüküm kurmak olmalıdır.
Değinilen yönler bir yana bırakılarak yazılı bazı gerekçelerle davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
2-Yukarıdaki bozma nedenine göre davalı …’nın temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesi gerekmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2. bent uyarınca davalı …’nın temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 625 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 03.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.