Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/6622 E. 2010/7394 K. 28.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6622
KARAR NO : 2010/7394
KARAR TARİHİ : 28.06.2010

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 01.04.2008 gününde verilen dilekçe ile rödevans sözleşmesinden kaynaklanan ve irat kaydedilen teminat mektubu bedelinin iadesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.11.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 17.1.1997 günlü sözleşmenin 11, 22 ve 25 maddeleri uyarınca nakte çevrilen kesin teminat tutarının istirdadı istemiyle açılmıştır.
Davalı yapılan uygulamanın sözleşmeye uygun düştüğünü davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece dava reddedilmiştir.
Hükmü davacı temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin 22 maddesinde “….sözleşmenin feshi akabinde işletmecinin mevcut teminatları (kesin teminat, saha teminatı, vs.) nakit ise doğrudan doğruya teminat mektubu ise nakde tahvil edilerek Etibank’ca cezai şart olarak irat kaydedilir. Eti Bankın yeniden sözleşme yapması dolayısıyla ortaya çıkabilecek zararlar ve varsa diğer zararları ve alacakları ayrıca işletmeciden tahsil edilir. Akte aykırılıktan fesih hariç sözleşme süresinin sona ermesine rağmen işletmecinin Eti Banka olan borçlarını ödememekte ısrar etmesi durumunda işletmenin teminatları cezai şart olarak irat kaydedilir ve mevcut borçları yasal yollardan tahsil edilir….” hükmü bulunmaktadır. Görülüyor ki, davalı sözleşmenin bu hükmüne dayanarak 296.400.00 TL tutarındaki kesin teminat miktarını cezai şart olarak nitelemiş ve nakte çevirerek idareye irat kaydetmiştir. Gerçekten cezai şart, geçerli bir borcun yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli bir yerde belli bir zamanda yerine getirilmemesi durumunda borçlunun ödemesi gereken götürü bir edimdir. Bundan ayrı, cezai şartın istenebilmesi için alacaklının ne bir zararının varlığını, ne de ceza olarak kararlaştırılan miktarın gerçek bir zarar miktarı ile örtüştüğünü ispat etmesi gerekmez. Ancak, yerleşmiş uygulamada belirtildiği üzere sözleşme hükümlerini yerine getirmede kusurlu davranışta bulunan tarafın cezai şart talep etmesi olanaksızdır (Y.15.HD. 22.10.1991 gün ve E 1991/1829-4951 sayılı kararı).
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, yine taraflar arasındaki Ankara 6.Asliye Ticaret mahkemesinin 2007/564 esas sayılı dava dosyasındaki delillerden yararlanarak ve Borçlar Kanununun 272. maddesinin yaptığı gönderme sebebiyle 250. maddesi hükmü göz önünde tutularak cezai şart isteyen davalının da sözleşmenin feshinde kusuru olup olmadığını değerlendirmek, kusurlu olduğu sonucuna varılırsa davayı kabul etmek, aksi durumun saptanması halinde ise şimdiki gibi davanın reddine karar vermek olmalıdır.
Değinilen yön bir yana bırakılarak davacının ve davalının sözleşmenin sonlandırılmasında kusur durumu tartışılmadan davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru değildir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 28.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.