YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3297
KARAR NO : 2010/3949
KARAR TARİHİ : 06.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 14.09.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil ve alacak istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 11.06.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, davaya konu taşınmazda fıstık ekip yetiştirmesi karşılığında zilyetliğinin kendisine verildiğini, yine davalı tarafla aralarındaki anlaşma gereği fıstık ağaçlarının mahsül vermesinden sonra taşınmazın 1/2 payının adına tescilinin sağlanacağının kararlaştırıldığını ileri sürerek temliken tescil, ikinci kademede ise taşınmaza ait artırılan kamulaştırma bedelinin 1/2 sinin davalılardan tahsili istemlerinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı temliken tescil davasının reddine, alacak yönünden açılan davanın kısmen kabulü ile 34.930,89 YTL’nin davalılardan tahsiline dair ilk hükmü Dairemizce özetle “…mahkemece kamulaştırma sonucu davalılara ağaçlar sebebiyle ödenen payın tümü davacıya aitmiş gibi daha fazlanın hüküm altına alınması doğru olmadığı…” gerekçesi ile bozulmuştur.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamalar neticesinde, temliken tescille ilgili karar kesinleşmiş olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, alacak davasının kısmen kabulü ile 17465,40 TL.nin davalılardan tapu ve veraset ilamındaki hisseleri oranında tahsiline karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Davacı, davaya konu 19 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırılan parçasında, bedel artırım davasından sonra davalılara ödenen kamulaştırma bedelinin davacı payına düşen kısmının tahsili ile kamulaştırma dışı kalan taşınmazın 1/2 payının ise adına temliken tescilini istemiştir. Yapılan ilk yargılama sonunda tescil talebinin reddine dair hükme yöneltilen temyiz itirazları dairemizce “davacının dayanağı 51 ada 19 parsel üzerinde varlığını iddia ettiği fıstık ağaçlarından kaynaklanan kişisel haktır. Taşınmazın tapulama tespiti 10.03.1989 tarihinde yapılmış, hükmen davalılar adına 17.10.1991 tarihinde tescil edilmiştir. Eldeki dava ise, 19.04.2005 tarihinde açılmış bulunmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanunun 12/3. maddesi hükmünce tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunup dava açılamayacağından 09.04.2005 tarihinde açılan dava 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmıştır. Dolayısıyla re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı davacının temliken tescil istemine ilişkin davasının dinlenmesine engeldir” gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna göre davacının kamulaştırma dışında kalan kısım için tazminat hakları devam etmektedir. Bu nedenle mahkemenin 51 ada 40 ve 41 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davacının toplam alacağının 17.465,40 TL olduğuna dair kabulü doğru değildir. Tazminatın kamulaştırılan kısma münhasır olduğuna dair hüküm kurulması gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.
Aynı kural Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesinde de tekrarlanmıştır. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır, hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini ve ifa kabiliyetini yitirir. (Hukuk Genel Kurulunun 10.09.1991 tarihli ve 281-415 ve 25.09.1991 tarihli ve 355-440 sayılı kararları)
Bozma kararından sonra bozmaya uyularak verilen hüküm yeni bir hükümdür. Bozmaya uyularak tesis edilen hükmün, tüm istekleri karşılar şekilde yeniden yazılması gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden, temliken tescille ilgili karar kesinleşmiş olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının yukarıda yazılı nedenlerle kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 06.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.