Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2011/8786 E. 2011/9818 K. 26.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8786
KARAR NO : 2011/9818
KARAR TARİHİ : 26.07.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : … VD.

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 04.01.2007 gününde verilen dilekçe ile alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.04.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, eser bedelinin istirdadı istemiyle açılmıştır.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava kabul edilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
Uyuşmazlık, davalıların yaptığı ahşap parke malzeme satımı ve döşemesinin ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise eserin reddi gerekip gerekmeyeceği, dolayısıyla davacının yaptığı ödemeleri talep edip edemeyeceği hususlarındadır.
Taraflar arasında 12.07.2004 tarihli bir sözleşme bulunmakta olup, sözleşme ekinde yapılacak imalatın teknik özellikleri belirtilmiştir. Bir sözleşmede edimin yerine getirildiğinden söz edebilmek için, borçlanılan eda ile (eseri meydana getirme borcu) fiilen yerine getirilenin sadece söze bakılarak değil, amacı itibariyle birbirine uyması gerekir. Sözleşmede beklenilen gayeye ulaşılamaması ya da bu gayenin tehlikeye düşmesi hallerinde edanın (eserin) varlığından söz edilemez. Esasen, yüklenicinin işi sadakat ve özenle yapma borcu bunu gerektirir. Bunun içindir ki, yüklenicinin yapacağı imalatta iyi cins malzeme kullanması, gerekirse genel ihbar yükümlülüğü, işe zamanında başlama ve devam etme gibi borçları da bulunmaktadır. Bu borçların kısmen
./..
2011/8786 – 2011/9818 -2-

veya tamamen yerine getirilmemesi durumunda eserde ayıplar ortaya çıkar. Ayıp, sözleşmede üzerinde anlaşılan (yüklenicinin esere ilişkin olarak zikrettiği) niteliklerin veya dürüstlük kuralları gereğince bulunması gereken lüzumlu niteliklerin meydana getirilen eserde bulunmamasıdır. Başka bir ifadeyle, eserde sözleşme ve dürüstlük kurallarına göre olması gereken vasıfla fiilen mevcut olan arasındaki fark ayıptır. Açık ayıp, eserin iş sahibine teslimi anında kolaylıkla görülebilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıp, eserin tesliminden sonra ve kullanımı sırasında kendini gösteren ayıp türüdür.
Bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince;
Davacı iş sahibi eserin ayıplı olduğunu, ayıpların ileri derecede önemli olmasından dolayı eserin kabul edilemeyeceğini, bu sebeple yapılan ödemelerin iadesini istemiştir. Bu istemin dayanağı Borçlar Kanununun 360.maddesidir. Gerçekten anılan bu hükme göre, eserdeki ayıplar yukarı derecede önemli ve iş sahibinin kullanamayacağı ve nisfet kaidelerine göre kabule zorlanamayacağı derecede kusurlu ya da sözleşme şartlarına aykırı ise iş sahibi, o şeyi kabulden kaçınabilir ve eser bedeli olarak ödediğinin iadesini isteyebilir. Fakat eserdeki ayıplar yukarı derecede önemli değilse, iş sahibi eseri kabulden kaçınamaz. Bu gibi durumlarda iş sahibinin ya eser bedelini indirme veya meydana getirilen eserdeki bozuklukları tamirat için yükleniciyi zorlama yetkisi vardır. Olayın ortaya konan bu yasal çerçevede incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mahkemece yapılması gereken iş, delil tespitinde düzenlenen rapor ve mahkemede alınan rapor inşaat mühendisi olan aynı kişi tarafından düzenlendiğinden ve itiraza uğradığından, ahşap parke konusunda uzman kişilerden oluşturulacak kurula yerinde yeniden keşif yapılarak eserdeki ayıpların ileri derecede olup olmadığını, ileri derecede ise bunun nedenlerini, eserin mevcut haliyle kabul edilip edilemeyeceğini sorup saptamak, eserin reddi gerekmiyorsa bedelde indirim icap edip etmeyeceğini ve bunun miktarını tespit etmek, eldeki davayı da bütün bunların sonucuna göre hükme bağlamak olmalıdır.
Değinilen bu yönün gözardı edilmesi ve bilirkişinin yeterli olmayan raporunun hükme dayanak yapılması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; Borçlar Kanununun 101.maddesi gereğince muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile direngen hale gelir. Davacı, davalılara gönderdiği 25.07.2005 tarihli ihtarnamesinde alacağını talep etmiştir. Bu ihtarın tebliği ve verilen süre ilave edildiğinde, davalıların 08.08.2005 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, faiz alacağına ödemelerin yapıldığı tarihten değil, davalıların temerrüde düştüğü tarihten geçerli hüküm
./..
2011/8786 – 2011/9818 -3-

kurulması gerekirken, bu hususun da gözardı edilmesi, diğer taraftan, davalıların imal ettiği ahşap parke malzemelerinin ve yapılan döşeme işçiliğinin kabul edilemez nitelikte olduğu, bu sebeple de alınan bedelin iade edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı halde, ahşap malzemenin davalılara iadesi gerektiğinin (birlikte ifa kuralı) hüküm yerinde gösterilmemesi de yerinde değildir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde iadesine, 26.07.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.