Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/7509 E. 2010/8221 K. 13.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7509
KARAR NO : 2010/8221
KARAR TARİHİ : 13.07.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 28.09.2009 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabülüne dair verilen 11.03.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Davacı, maliki olduğu 109 Ada 9 parsel sayılı taşınmaz lehine davalıya ait 109 Ada 10 parsel sayılı taşınmaz üzerinden geçit hakkı kurulmasını istemiştir.
Davalı, davacının geçit gereksiniminin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece istek hüküm altına alınmıştır.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 Maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Yargılama sırasında yapılan keşif sonra düzenlenen 8.2.2010 tarihli bilirkişi raporunda, davacıya ait 9 numaralı parselin yola cephesi bulunduğu belirtilmiş ise de bu parselin dosya içerisinde bulunan pafta suretinden yola cephesinin bulunup bulunmadığı açıkca anlaşılamamaktadır.
Bilirkişi raporunda ayrıca kırımızı renkle gösterilen yerde doğal büyük kayaların olması sebebiyle parselin krokide yeşil renkle gösterilen kısmına ulaşımın mümkün olmaması nedeniyle bu kısmın mutlak geçit ihtiyacı olduğu belirtilerek davalı Adına kayıtlı 10 parsel sayılı taşınmazı ikiye bölecek şekilde geçit kurulmasının önerildiği görülmüştür. Bilirkişi raporunda her ne kadar bu görüşlere yer verilmiş ise de davacının 9 parsel numaralı taşınmazının kırmızı renkle gösterilen bölümünden genel yola çıkılabilmesi için kayalık kesimden oluşturulacak geçit zemininin maliyeti araştırılarak ortaya konulmamıştır. Bu haliyle mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurulması için yeterli değildir.
Bu durumda mahkemece, tapuda davacı adına kayıtlı 9 parsel sayılı taşınmazın yola cephesi olup olmadığı kadastro paftasına göre açıkça belirlenmeli, buradan katlanılabilir düzeyde bir maliyetle genel yola çıkılmasının mümkün olup olmadığı araştırılmalıdır. Davacının 9 parsel sayılı taşınmazının genel yola cephesi bulunmadığı takdirde veya genel yola cephesi mevcut ise fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereğince bilirkişi raporu ekindeki krokide kırmızı renkle gösterilen yerden katlanılabilir düzeyde bir maliyetle genel yola çıkılması mümkün ise yine davanın reddine karar verilmelidir.
Davacının 9 parsel sayılı taşınmazının krokide kırmızı renkle gösterilen kesiminden genel yola çıkılmasının mümkün olamıyacağı kesin olarak belirlendiği takdirde ise; öncelikle davalı adına tapuda kayıtlı 10 parsel sayılı taşınmazının bölünmesini gerektirmeyecek şekilde, bu parselin başka sınırlarından veya belirlenecek civardaki komşu parsellerden başkaca alternatifler araştırılarak bu yerlerdeki taşınmaz malikleri aleyhine dava açtırılarak bu dosya ile birleştirilmesi konusunda davacıya uygun süre verilerek yukarıda belirtilen ilkeler doğrulutusunda en uygun yerden geçit kurulması gerekir.
Mahkemece yukarıda değinilen hususlar gözardı edilerek eksik inceleme ile ve davalı parselini ikiye böler şekilde geçit kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 13.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.