YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3313
KARAR NO : 2010/4008
KARAR TARİHİ : 08.04.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalılar aleyhine 15.10.2008 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi dahili davalılar … ve … tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmü dahili davalılar 896 parsel malikleri … ve … temyiz etmişlerdir.
Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz paylı mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın
karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakârlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergâh saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kıstaslar esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı 901 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olan …, “nisbi geçit ihtiyacı” içinde olduğunu söyleyerek 895, 896 ve 897 parsel maliklerini davalı göstermiştir.
Mahkemece Fen Bilirkişisi … nin rapor ve ekindeki krokide belirttiği şekilde 896 no’lu parselin güneyindeki üçgen şeklinde gösterilen kısmın (0.70 metre güneye doğru, 1.20 metre batı tarafa doğru) açılarak geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Dosyadaki kadastro paftası ve hükme esas alınan rapor ekindeki kroki incelendiğinde; davacının paydaşı olduğu 901 parselin yola cephesi bulunduğundan mutlak geçit ihtiyacı içinde olmadığı sabittir. Davacı, yatalak hasta olduğu, bu nedenle sık sık evine ambulansın geldiği, ambulansın köşeden dönemediğini gerekçe göstererek nisbi geçit ihtiyacı içerisinde bulunduğunu söylemiş, geçit hakkı kurulmasını istemiştir. Hükme esas alınan rapor ekindeki kroki tetkik edildiğinde; yolun yer yer 3.61, 3.30 ve 4.31 metre genişliğinde olduğu, yine dosya arasındaki fotoğraflar incelendiğinde davacının paydaşı olduğu taşınmaza bitişik olan yolun araçların rahatlıkla geçebileceği genişlikte olduğu saptanmıştır. Bu nedenle yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde davacının nispi geçit ihtiyacı içinde olduğu söylenemeyeceğinden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; hükümde hangi parsel lehine geçit hakkı kurulduğunun yer almaması, geçit bedelinin hükümden önce depo edilmemesi, dahili dava dilekçesinin harçlandırılmamış olması ve geçit kurulan kısmın hükme esas alınan raporda kırmızı renk ile gösterildiği halde hükümde … renkle gösterilen kısımdan geçit hakkı kurulduğunun belirtilmiş olması da yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle dahili davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine, 08.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.