YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3464
KARAR NO : 2010/4141
KARAR TARİHİ : 12.04.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.04.2005 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 13.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, … ada … parsel numaralı taşınmazın davalıların murisi … adına kayıtlı olduğunu, taşınmazı davalıların murisinden harici satış senedi ile satın aldığını ve üzerine ev yaptığını, bu nedenle iyiniyetli olduğunu ve binanın taşınmazın zemin değerinden daha yüksek olduğunu belirterek Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmü gereğince taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir
Davalılardan … davayı kabul etmiş, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, davaya dayanak yapılan 12/08/1992 tarihli harici satış senedinin resmi nitelikte düzenlenmediği, bu nedenle Borçlar Kanununun 213., Tapu Kanununun 26.-27. Türk Medeni Kanununun 705.-706. ve Noterlik Kanununun 44. maddesi gereğince geçersiz olduğu, geçersiz sözleşmelerde tarafların aldıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade etmekle yükümlü oldukları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Türk Medeni Kanununun 684. ve 718.maddeleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi Türk Medeni Kanununun 722., 723. ve 724. maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Konunun bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir.
Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde diğer koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir.
Türk Medeni Kanununun 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiası ileri sürülebilir.
Malzeme sahibinin Türk Medeni Kanununun 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır;
Türk Medeni Kanununun 724. maddesi hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin Türk Medeni Kanununun 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyiniyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötüniyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyiniyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir.
b) İkinci koşul ise yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır;
Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı kabil ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi halde tamamının değerine göre bulunmalıdır. Bazı Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, inşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açar.
c) Üçüncü koşul, yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir.
Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de, büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir.
Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
Somut olayda dava harici satın almaya dayalı tescil istemine ilişkin olmayıp, davalıların murisi adına kayıtlı taşınmazın zilyetliğini davacı tarafa nakleden harici satım belgesinin, davacının inşaat yapımında iyiniyetli olduğunu gösterdiği iddiası ile TMK’nun 724. maddesi koşullarının oluştuğu ileri sürülerek açılan tescil istemine ilişkindir. Mahkemece davanın konusu hakkında yanlış değerlendirme yapılarak harici satışa dayalı tescil istemi varmış gibi davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Dosyaya bir örneği sunulan ve davalılar tarafından itiraz olunmayan harici satış belgesi davacının iyiniyetinin ispatı için yeterlidir. İnşaat mühendisi bilirkişi ….’nin 07.08.2008 tarihli raporunda yapının zemin değerinden daha yüksek olduğu yolundaki tespiti ile de TMK’nun 724. maddesinin tescil için aradığı objektif ve sübjektif koşulların yerine geldiği anlaşılmaktadır.
Yine harici satışa ilişkin belgenin içeriğinden, davacının imar uygulaması öncesi 1053 ada 3 parsel sayılı taşınmazdan özel parselasyon ile oluşturulan 222 m² yer satın aldığı anlaşılmaktadır. Davcının tescilini istediği ve bu taşınmazdan imar uygulaması ile oluşan, harici satışa konu yer ile uyuşan 3884 ada 13 parsel numaralı taşınmazın ise 181,34 m² olduğu gözetildiğinde tescil koşullarının oluştuğu görülmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, TMK’nun 724. maddesindeki koşullar oluştuğundan mahkemece yapılması gereken iş, davacı tarafa bilirkişilerce belirlenen zemin bedelini arsa sahibine ödenmek üzere depo etmesi için mehil vermek, bedel depo edildiğinde davanın kabulüne karar vermek olmalıdır.
Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 12.04.2010. günü oybirliği ile karar verildi