YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7410
KARAR NO : 2010/8378
KARAR TARİHİ : 15.07.2010
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.01.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 05.02.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Davalı yüklenici … İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti., davaya cevap vermemiştir.
Davalı arsa sahibi …, yüklenici şirketin edimini yerine getirmediğini davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden davalılar arasında biçimine uygun düzenlenmiş 28.01.2005 tarihli arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yüklenici şirkete bırakılması kararlaştırılan 4 adet bağımsız bölümün 22.03.2005 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satışının vaat edildiği ancak, tapu devrinin yapılmaması nedeniyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliğine ve taşınmazların edinme amacına göre öncelikle davaya bakma görevinin özel yetkili tüketici mahkemesine mi, yoksa genel mahkemelere mi ait bulunduğunun tespiti gerekmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/14-358 Esas – 2010/353 Karar sayılı ve 30.06.2010 günlü ilamında da vurgulandığı üzere;
4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, (…) kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerine koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.” şeklinde açıklandıktan sonra, 2. maddesinde “Bu Kanun, 1. maddede belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birinin oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine aynı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 4822 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinin (e) bendinde tüketicinin, “bir mal veya hizmeti ticari ve mesleki olmayan amaçlarla edinen, kullanan ve yararlanan gerçek ve tüzel kişiyi”; (h) bendinde Tüketici işleminin, “mal veya hizmet piyasalarında tüketici ile satıcı-sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlemi”, (f) bendinde satıcının, “kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek ve tüzel kişileri”; (c) bendinde ise malın, “Alış-verişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları” ifade edeceği belirtilmiştir. 23. maddede, bu kanunun uygulaması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı, düzenlemesi getirilmiştir.
Görülmektedir ki, 4077 sayılı Kanun, ticari dağıtım zincirinin nihai halkasını oluşturan ve ekonominin nihai hedefi olan tüketicinin, satıcı karşısında daha etkin olarak korunması gereğinden hareketle düzenlenmiş ve bu koruma anlayışı tüketici hukukunun temelini oluşturmuştur.
Konut alım-satımına dair uyuşmazlıkların 4077 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için tüketicinin malı satın alma amacı çok büyük önem taşımaktadır. Yasa, nihai tüketici tarafından kullanım amacı ile alınan konut ve tatil amaçlı taşınmazlar yönünden geçerlidir. Bir mal veya hizmetin, kişisel ihtiyaçları dışında, belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, kiraya verme, ticari olarak kullanma vs. gibi mesleki veya ticari amaçlarla satın alanların tüketici kabul edilmeyecekleri kuşkusuzdur.
Somut olayda; davacı, 4 adet bağımsız bölüm satın alan ve “tüketici” kavramı kapsamında kabul edilemeyecek kişidir.
Mahkemece; konunun tüketici mahkemesinin görev alanına girmediği gözetilerek dava dilekçesinin görev noktasından reddi yerine çekişmenin esasının incelenmesi doğru değildir.
Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 15.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.