Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/10737 E. 2010/11734 K. 01.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10737
KARAR NO : 2010/11734
KARAR TARİHİ : 01.11.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 16.06.2008 gününde verilen dilekçe ile hileye dayalı tapu iptali ve tescil, tescil mümkün olmazsa alacak istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.06.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, 36940 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki payının hileli davranışlar ile tapuda devrettiğini belirterek, davalı adına tesis edilen 97/13040 payın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, tescil mümkün olmadığı takdirde devredilen payın değerinin faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının tescile yönelik isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Borçlar Kanununun 28/I. maddesi “diğer tarafın hilesi ile akit icrasına mecbur olan tarafın hatası esaslı olmasa bile o akit ile ilzam olunamaz” hükmünü düzenlemiştir.
Hileli işlemde kişinin iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk doğmuştur. Ancak bu uyumsuzluğun sebebi kişinin kendi yanılgısı değil yanıltılmasıdır. Aslında hileye maruz kalanın iç iradesi ile beyanı arasında bir uyumsuzluk yoktur. Fakat iç iradenin o şekilde oluşmasında hile etkin olmuştur. Bundan dolayı hilede irade ile beyan arasındaki uyumsuzluk sözleşme iradesinin oluşması aşamasında gerçekleşir. Buna göre bir tanımlama yapmak gerekirse hile, bir kimseyi belirli bir işlemi yapmaya sevketmek, o yönde bir irade açıklamasında bulunmasını sağlamak kastı ile o kimsede yanlış bir kanı uyandırmak ya da esasen var olan yanlış (hatalı) fikrinin devamını sağlamaktır.
Hileye maruz kalan kişi, Borçlar Kanununun 31. maddesi gereğince hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşmenin iptalini isteme hakkına sahiptir. Bir yıllık süre, hak düşürücü süredir. Hile ile yapılan akit ile bağlı olmayan taraf bu akti ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise var olan akte icazet vermiş sayılır. Borçlar Kanununun 31.maddesi uyarınca bu süre, hata ve hilenin anlaşıldığı tarihten itibaren cereyan etmeye başlar.
Hata ve hileye ilişkin bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Davacı, 36940 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 97/13040 payının tapu kaydının hata ve hile sonucu davalı adına 10.05.2005 tarihinde tesis edildiğini iddia ederek 16.06.2008 tarihinde eldeki davayı açmıştır. Hata veya hile hukuki nedenine dayanılmış olsa bile davacı istirdata hakkı olduğunu işlemin yapıldığı 10.05.2005 tarihinden itibaren bilen veya bilmesi gereken kişidir. Şu hali ile davanın açıldığı 16.06.2008 tarihine kadar davanın açılması için yasada öngörülen 1 yıllık süre geçirilmiştir. Mahkemece davanın hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
Karar açıklanan bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan karanın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 01.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.