YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3873
KARAR NO : 2010/4884
KARAR TARİHİ : 29.04.2010
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 30.12.2008 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki kaydın terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.12.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, 5998 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının beyanlar sütununda “üzerindeki ev … oğlu …’a aittir” kaydının bulunduğunu ancak evin kendisine ait olduğunu ileri sürerek kaydın terkinini talep etmiştir.
Davalı … davanın reddini savunmuş, … oğlu … davaya dahil edilmiş ve yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü davalı davalı idare temyiz etmiştir.
Dava, beyanlar hanesindeki muhtesat kaydının terkini isteğine ilişkindir.
22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı üzere, Eşya Hukukunda “muhdesat” kavramından bir arazi üzerindeki arz malikinden başkasına veya bir paydaşa ait yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı sadece şahsi bir haktır. Bu hakkın hukuki mahiyeti ve nasıl kullanılacağı ise TMK’nun 722, 724. ve 729. maddelerinde açıklanmıştır.
Bir kişi lehine muhdesatın tespitine ve bunun kütüğün beyanlar hanesine yazılmasına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 19/2 maddesi olanak sağlamaktadır. Gerçekten, anılan hüküm uyarınca; “Taşınmaz mal üzerinde malikinden başka bir kimseye veya paydaşlarından birine ait muhdesat mevcut
ise bunun sahibi, cinsi, ihdas tarihi ve iktisap sebebi belirtilerek tutanağın ve kütüğün beyanlar hanesinde gösterilir.”
Bu tür bir hakkın zemin üzerindeki binanın veya ağaçların yok olması gibi bazı nedenlerle ortadan kalkacağı kuşkusuzdur. Diğer taraftan, Türk Medeni Kanununun 1012. maddesi hükmü gereğince de, kaydın terkini kütükte hak sahibi görünen bütün ilgililerin rızasına bağlı olarak yapılabilir.
Somut olayda; beyanlar sütununda gösterilen evin tapu kayıt malikine ait olduğu ileri sürülmekte ve yanlış kişi adına kayıt nedeniyle terkin istenmektedir. Davacı her ne kadar evin kendisine ait olduğunu ileri sürmekte ise de, kadastro çalışmaları sırasında kayda işlenen belirtme nedeniyle … oğlu …’ın muhtesat üzerinde kayıtlara göre kişisel hak sahibi olduğu olgusunu değiştiremeyecektir. Bu nedenle de davanın doğrudan …
oğlu …’a karşı açılması gerekir. Yargılama aşamasında kişisel hak sahibi davaya dahil edilmiştir.
Aleyhlerine doğrudan doğruya dava açılması gereken kişilerin hiç taraf gösteremedikleri bir davada dahili dava yoluyla yer alması hukuk yargılaması sistemimizde düzenlenmemiştir. Islahla dahil taraf değişikliğinin mümkün olmadığı yargılama hukukunda zorunlu dava arkadaşlığı, feri ve asli müdahale halleri dışında davaya başlangıçta davalı olması gereken kişi sonradan dahil edilmesi mümkün değildir. Mahkemece tapu sicil müdürlüğü aleyhine açılan davanın pasif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerekirken açıklanan bu temel ilke gözardı edilerek hak sahibinin davaya dahil edilmesi yoluyla yargılamaya devamla yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 29.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.