YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/3637
KARAR NO : 2011/13039
KARAR TARİHİ : 04.10.2011
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :
Davacı Kurum, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelir ve yapılan masrafların 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak, davalılar …, …, …, … hakkındaki davaların reddine, davalı işveren şirket hakkındaki davanın ise, yazılı biçimde kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
2-Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “….sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet, ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise, fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, Kurumun talep edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet, ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise, o takdirde, ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine, fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise, o takdirde de, fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, mahkemece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Yasanın 26. maddesi hükmü gereğince, davalıların rücu alacağından sorumlulukları, ancak, maddede öngörülen yasal koşulların gerçekleşmesi halinde mümkündür. Mahkemece; hükme dayanak kılınan 13.10.2009 tarihli kusur raporunda; işveren Anonim Şirkete %100 kusur izafe edilerek, diğer gerçek kişi davalıların ve sigortalının kusurlarının olmadığı belirtilmiştir.
Dosya içeriğinden, … 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/279 esasında, gerçek kişi davalılar … hakkında açılan kamu davasının bulunduğu, 2008/412 Karar sayılı ilamla sonuçlandığı, ancak, mahkemece akıbetinin araştırılmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, sigorta müfettişi raporunda, 506 sayılı Yasanın 26. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği belirtilmiş, iş müfettişi raporunda ise, hükme dayanak kılınan kusur raporu gibi, işveren Anonim Şirket %100 kusurlu kabul edilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi hükmüne göre; hukuk hâkimi kusur olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zararının miktarını tayin hususunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak, kesinleşen ceza mahkemesi ilamında saptanmış olan maddi olguların hukuk hakimini de bağlayacağı tartışmasızdır. Davalılar ……….’nin ceza mahkemesince kusurlu bulunup mahkum edilmesi ve maddi olguya ilişkin hükmün kesinleşmesi durumunda, adı geçenlerin kusursuzluğundan söz edilemeyeceği gibi, münasip oranda bir miktar kusurlu sayılmalarında da zorunluluk bulunmaktadır. Hükme dayanak kılınan kusur raporunda; bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı ve bu nedenle de hükme elverişli bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Mahkemece, Ceza dosyası celbedilmeli, derdest ise sonucu beklenmeli, kesinleşmiş ise işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişi heyetinden ceza davasında kesinleşen maddi olgular da değerlendirilerek tarafların kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alınıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Kuşkusuz, hükmü temyiz etmeyen davalı işveren şirket yönünden davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu gözetilmelidir.
O halde; davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 04.10.2011 gününde oy birliğiyle karar verildi.