Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/78 E. 2022/4191 K. 26.05.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/78
KARAR NO : 2022/4191
KARAR TARİHİ : 26.05.2022

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen asıl davada el atmanın önlenmesi ve ecrimisil; karşı dava tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde bedel davaları sonunda, Mahkemece asıl davada el atmanın önlenmesi isteminin reddine, ecrimisil isteminin kabulüne; karşı dava yönünden tapu iptal ve tescil isteminin kabulüne ilişkin olarak verilen karar, süresi içinde taraf vekillerince duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 26/05/2022 Perşembe günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı (karşı davalı) vekili gelmedi. Diğer temyiz eden davalılar (karşı Davacılar) …v.d. vekili Avukat … geldi, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı, 11911 ada 55 parsel sayılı taşınmazın 20/60 arsa payını 22/12/1993 tarihinde edindiğini; kat irtifakı tesisi ile anılan payın 3 no.lu bağımsız bölüm olduğunu ve davalının bu taşınmazı boşaltmadığını ileri sürerek, el atmanın önlenmesine ve taşınmazın boş olarak teslimine; dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre için belirlenecek ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalı-karşı davada davacı, davacıdan borç para aldığını; buna karşılık 11911 ada 55 parsel sayılı taşınmazdaki 40/60 payını davalıya devrettiğini, aralarında 31/01/1994 tarihinde borcun ödenmesi durumunda, anılan payın tapuda iade edileceğine dair 29/01/1993 tarihli sözleşme düzenlendiğini, kat irtifakı tesisi ile 40/60 paya 1, 2 ve 3 no.lu bağımsız bölümlerin isabet ettiğini, kayınbiraderi olan …’ın 06/04/1994 tarihinde 2 no.lu bağımsız bölümü davacıdan satın alarak satış bedelini davacıya borca mahsuben ödediğini; kalan borcu ödemek istediğini, olayda inançlı işlemin söz konusu olduğunu ileri sürerek, 1 ve 3 no.lu bağımsız bölümler için tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, olmadığı takdirde borç aldığı para ile verdiği arsa payı oranlanarak bedele hükmedilmesini istemiş ve asıl davanın reddini savunmuş, aşamada ölümü üzerine mirasçıları davaya dahil olmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece, vade tarihine göre karşı davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının kabulüne; karşı davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı-karşı davada davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairece; “…29.1.1993 tarihli belgenin inançlı işlemin belgesi olduğu; taşınmazın teminat amaçlı olarak temlik edildiği, sözleşmede yer alan vade şartının Türk Borçlar Kanunu’nun 19. ve 20. maddeleri karşısında, sözleşmenin esasını ortadan kaldıran, kişinin ekonomik özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını esaslı biçimde tehlikeye düşüren bir nitelik taşıması nedeniyle batıl olduğu, ancak sözleşmenin bütünüyle geçersiz olması sonucunu doğuramayacağı; esasen vade öngörülse bile, Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde belirtilen süre içerisinde sözleşmenin her iki tarafının edimin ifasını isteyebileceği, bu anlamda Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinin önem kazanacağı kuşkusuzdur. Bu tür sözleşmelere dair zamanaşımı süresinin, inançlı işlemin türüne göre kıyasen uygulanarak belirleneceği kuşkusuzdur. Ne var ki zamanaşımı süresinin başlaması için inanç ilişkisi sona ermeli ve alacak muaccel hale gelmedilir. İnanç konusu mal (taşınmaz) inanılanda, alınan para inananda kaldığı sürece zamanaşımı süresinin başlıyamayacağı tartışmasızdır. Buna mukabil taraflar bir süre kararlaştırmış, borç bu süre içerisinde ödenmemiş olsa bile, inanç ilişkisinin devam edeceği sabittir. Öte yandan, inanç konusunun iadesi için dava açılabileceği de açıktır. Aksine bir koşul Türk Medeni Kanunu’nun 873, 949 maddelerinin buyurucu hükümlerine aykırı düşer Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda taraf delillerinin değerlendirilmesi ve işlem yapılması hasıl olacak sonuca göre bir karar karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece, taraflar arasındaki inanç sözleşmesinin geçerli olduğu gerekçesi ile karşı davacının bedel isteminin kısmen kabulü ile kısmen reddine; karşı davada davacının, inanç sözleşmesine göre asıl davada davacıya devrettiği 40/60 paya isabet eden 1 ve 3 no.lu bağımsız bölümlerin dava tarihi itibariyle değerinin 90.000.000 TL olduğu ve bu bedelden karşı davacının 17.967,80 TL olarak tespit edilen borcu düşülerek bakiye 72.032,20 TL’nin karşı davada davalıdan tahsiline, asıl davadaki ecrimisil istemi yönünden ise, taraflar arasında geçerli olan inanç sözleşmesine bağlı olarak asıl davada davalının dava konusu taşınmazlarda üstün bir hakka dayanarak oturduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. İkinci Bozma Kararı
Dairece; “…asıl davada, davacının çekişme konusu taşınmaza elatmanın önlenmesi isteği bakımından hiçbir değerlendirme yapılmadan, bu hususta olumlu ya da olumsuz bir hüküm tesis edilmeden, ecrimisil isteğinin yasal koşulları oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş; aynı şekilde, karşı davadaki, asıl istek olan, tapu iptali ve tescil talebi bakımından da bir değerlendirme yapılmadan, neden bu hususta bir karar tesis edilmediği açıklanmadan, terditli diğer istek olan tazminat isteği bakımından hüküm kurulmuştur. Hal böyle olunca; tarafların tüm istekleri bakımından yukarıda değinilen yasa hükümleri gözetilerek gerekçesi de açıklanmak suretiyle olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
6. Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece; asıl dava yönünden, yasal koşulları oluşmayan ecrimisil ve el atmanın önlenmesi istemlerinin reddine, karşı davanın kabulü ile inanç sözleşmesine bağlı olarak kalan borç Mahkeme veznesine depo edildiğinden tapu iptali ve tescil isteminin kabulü ile 1 ve 3 no.lu bağımsız bölümlerin tapu kaydının iptali ile karşı davada davacı … mirasçıları adına miras payları oranında tesciline karar verilmiştir.
7. İkinci Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacı-karşı davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Üçüncü Bozma Kararı
Yargıtay 8. Hukuk Dairesince “…mahkemece yapılacak iş; taraflarca sunulan tüm deliller ile birlikte talepleri değerlendirmek, sonucuna göre kabul sebebini içeren, tarafları doyurucu, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nın 297. (Mülga HUMK’un 381, 388 ve 389.) ve 27. maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır. Eksik incelemeyle gerekçesiz şekilde hüküm kurulamaz.” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
9. Mahkemesince Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece; asıl dava yönünden, taraflar arasındaki inanç sözleşmesinin geçerli olduğu, tapu kaydının davacı adına olmasının davacıya, inanana karşı el atmanın önlenmesini talep hakkı vermeyeceği, inançlı işleme göre borç verilen paranın vadesinde geri ödenmediği, bu durumda tapu kaydı ile birlikte taşınmazda kullanıma yönelik tasarruf yetkisinin davacıya geçtiği, davalının tapu kaydıyla birlikte mülkiyet hakkını da kaybettiği dönem içinde taşınmazı fiilen kullanması karşılığında davacıya ecrimisil ödemesi gerektiği gerekçesi ile asıl davada el atmanın önlenmesi isteminin reddine, ecrimisil isteminin kabulüne; karşı dava yönünden ise taraflar arasındaki inanç sözleşmesinin geçerli olduğu, karşı davada davacının davalıya olan borcunu depo ettiği gerekçesi ile tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne karar verilmiştir.
10. Üçüncü Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
V. Temyiz Nedenleri
5.1. Asıl davada davacı karşı davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının karşı davasının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, taraflarca imzalanmış olan sözleşmenin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve hakimin sözleşmeye müdahalesi gerektiğini, sözleşmenin imzalanmış olduğu 1993 yılından günümüze 27 yıl geçtiğini, sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle aynen ifası durumunda davacının telafisi mümkün olmayan ciddi munzam zararlara uğrayacağını, davacının amacının inançlı işlem kapsamında teminat alarak borç vermek olmadığını, aksine amacının taşınmaz satın almak olduğunu, bu nedenle de davacının taşınmazlardan birisini 06.04.1994 tarihinde dava dışı Erdal Yalçınkaya’ya sattığını, Milliyet Gazetesi’nin 16.11.1996 tarihli sayısının 8. sayfasında davalı … hakkında yayımlanan haberde de davalının insanları benzer şekilde yanılttığı ve iyi niyetli bir şekilde hareket etmediğinin görüldüğünü, davaya konu taşınmazlara ilişkin bütün emlak ve çöp vergileri, zorunlu deprem sigortaları vb. davacı tarafından ödendiğini, davacının 70.000.000,00 ETL olarak gerçekleştirdiği satış işleminin 300.000.000,00 ETL kabul edilerek borcun bittiği yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğunu, davalı tarafın resmi akitteki satış bedelinin aksini yazılı delil ile kanıtlaması gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
5.2. Asıl davada davalı-karşı davada davacı mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; asıl davada davacıya haksız işgal tazminatı ödenmesine karar verilmesinin hatalı olduğunu, taraflar arasında inanç sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme uyarınca inanca konu taşınmazlardan 3 no.lu bağımsız bölümün karşı davacının kullanımında olduğunu, davacının inanç sözleşmesine göre vadesinde ödenmeyen alacağını 2 ay sonra 06.04.1994 tarihinde yapılan satışla fazlasıyla almış olduğunun tespit edildiğini, davacının inanca konu diğer taşınmazları geri vermek yükümlülüğü olduğunu, bu yükümlülüğü yerine getirmediği için, davalıların haksız işgal tazminatından sorumlu tutulamayacağını, 25.01.2005 tarihinde açılan davadan önce intifadan men ihtarı gönderilmediğini, dairenin kullanımına, dava tarihine kadar davacının muvafakati olduğunu, 08.11.2013 tarihli bozma kararında “asıl davada, davacının çekişme konusu taşınmaza el atmanın önlenmesi isteği bakımından hiçbir değerlendirme yapılmadığı” belirtilerek haksız işgal tazminatının talep edilemeyeceği konusunun bozma kararı kapsamı dışında bırakıldığını ve usulü müktesep hak oluştuğunu, bilirkişi raporundaki değeri kabul etmemelerine rağmen Mahkemece depo kararına ilişkin dilekçelerinin “borcun kabulü” olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
VI. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; asıl davada, bağımsız bölüme el atmanın önlenmesi ve ecrimisil; karşı dava ise, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde bedel isteğine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesi gereğince bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir.
Diğer taraftan, ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK’nun 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
6.2.2. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK’nın 26. ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.
6.2.3. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinde “Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Taraflar arasında düzenlenen 29.01.1993 tarihli belgenin inanç sözleşmesi niteliğinde olduğu ve 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca inançlı işlem iddiasının kanıtlandığı gözetilerek, asıl davada el atmanın önlenmesi isteğinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gibi; hükmüne uyulan (IV.2.), (IV.5.) ve (IV.8.) no.lu paragraflarda belirtilen bozma kararlarında gösterildiği şekilde işlem yapılarak ve özellikle, taşınmazın teminat amaçlı olarak temlik edildiği, sözleşmede yer alan vade şartının batıl olduğu dikkate alınarak ve TBK’nın 97. maddesi uyarınca taraflar arasındaki alacak-borç miktarı tespit edilerek yazılı şekilde karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Asıl davada davacı-karşı davada davalının temyiz itirazları yerinde değildir.
6.3.2. Asıl davada davalı-karşı davada davacı mirasçılarının temyiz itirazlarına gelince, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, asıl davada davalının dava konusu taşınmazı teminat amacıyla davacıya devrettiği, bu nedenle dava konusu taşınmazda 29.01.1993 tarihli inanç sözleşmesi gereğince oturmaya devam ettiği dikkate alındığında, asıl davada davalının dava konusu taşınmazı kullanmasının haksız olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, asıl davadaki ecrimisil isteminin de tümden reddine karar verilmesi gerekirken, tasarruf yetkisinin davacıya geçtiği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
VII. SONUÇ:
1- Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı-karşı davada davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan karşı davada verilen hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 457,70 TL onama harcının asıl davada davacı-karşı davada davalıdan alınmasına,
2- Asıl davada davalı-karşı davada davacı mirasçıları vekilinin değinilen yönden temyiz itirazının kabulü ile asıl davada verilen hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, asıl davada davalı-karşı davada davacı mirasçıları tarafından yatırılan peşin harcın istek halinde iadesine, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden asıl davada davalı-karşı davada davacı mirasçıları vekili için 3.815,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl davada davacı-karşı davada davalıdan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/05/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.