YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1199
KARAR NO : 2022/3802
KARAR TARİHİ : 11.05.2022
MAHKEMESİ : DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : DİYARBAKIR 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın feragat nedeniyle reddine ilişkin kararın, davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, mirasbırakan babası …’ın 311,4741 ada 2 ve 4744 ada 2, 50, 51, 54, 317, 309, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 343, 344, 353, 354, 355, 356, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371 ve 272 parsel sayılı taşınmazlarını davalı oğulları …, …,….,…,…, ve davalı torunu …’e satış suretiyle temlik ettiğini, mirasbırakanın taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığı gibi davalıların da alım gücünün bulunmadığını, işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiş, 17.12.2019 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirmiş, 2.01.2020 tarihli dilekçesi ile de feragat beyanının iradesi fesada uğratılarak alındığını beyan ederek, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar, talebin açık ve anlaşılır olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, muvazaa ve mal kaçırma iddialarının doğru olmadığını, dava konusu taşınmazların büyük kısmının mirasbırakan ile ilgisi olmayıp, üçüncü kişilerden satın alındığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, mirasbırakanın işlem tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu,muvazaa iddialarının isİlk Derece Mahkemesince, davacının davadan feragat ettiği,vekaletnamede feragat yetkisinin bulunduğu gerekçesiyle feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinafa başvurulması üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince; 17.12.2019 tarihli dilekçe ile davadan feragat edildiği, ne var ki davacının 02.01.2020 tarihli dilekçe ile iradesinin hileyle fesada uğratılarak feragat beyanında bulunmasının sağlandığını, irade fesadı nedeniyle feragat beyanının geçersiz olduğu ileri sürüldüğüne göre, bu yönde gösterilecek delillerin toplanması, feragat beyanının irade fesadı nedeniyle geçersiz olduğu iddiasının 6100 sayılı HMK’nın 163 ve 164.maddeleri uyarınca hadise şeklinde incelenmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden karar verilmesi için dosya Yerel Mahkemeye gönderilmiş, Yerel Mahkemece, feragatin hile ile yapıldığının ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri Özetle
Dinlenen davacı tanıklarının, davalılar tarafından baskı altına alınmalarına rağmen, feragat beyanı yönünden davacının iradesinin fesada uğratıldığını beyan ettiklerini, davalıların ortak bir fikir ve işbirliği içerisinde tarafları uzlaştırmaya çalışan kişileri dahi kandırmak suretiyle davacının davasından feragat etmesini sağlayadıklarını, ancak uzlaşmanın gereklerini yerine getirmekten kaçındıklarını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 02/12/2021 tarihli ve 2021/364 Esas 2021/874 Karar sayılı kararıyla; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davada, yargılama sırasında davacı vekilinin uyap sistemi üzerinden gönderdiği 17/12/2019 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği, harç ve vekalet ücreti talebinin olmadığını beyan ettiği, vekaletname incelendiğinde davacı vekilinin feragat ilişkin özel yetkisinin bulunduğu, davacının 02/01/2020 tarihli dilekçesi ile feragat beyanının iradesi fesada uğratılmak suretiyle hile ile alındığını ileri sürerek feragatin iptalini talep ettiği, davacının irade fesadı nedeniyle feragat beyanının geçersiz olduğu iddiasına ilişkin, bu yönde göstermiş olduğu delillerin toplandığı, mahkemece hadise şeklinde incelendiği, iradesinin fesada uğratıldığı iddialarının kanıtlanamadığı gözetilerek davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusu 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca esastan reddedilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri Özetle
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ile kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere; “Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dosyanın incelenmesinde, dava değerinin dava dilekçesinde 10.000 TL olarak gösterildiği, mahkemece keşif yapılmaksızın karar verildiği, bu nedenle davaya konu taşınmazların değerlerinin belirlenmediği anlaşılmıştır.
3.3.2. Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca, gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda dava değerinin gayrimenkulün değerine göre belirleneceği öngörülmüştür. Dava değerinin belirlenmesinde taşınmazın dava tarihindeki keşfen saptanacak gerçek değerinin esas alınacağı kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin 2018/36896 Başvuru nolu kararı da bu yöndedir.
3.3.3. Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi ise “Muhakeme sırasında tespit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılıyorsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesinde (HMK 150) gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” şeklinde, 32. maddesi ise; “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. (Örn: 1.H.D. 2020/3743E, 2021/4867K )
3.3.4. Harçlar Kanunu’nun uygulanması (kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle) hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereken bir husustur.
3.3.5. Öte yandan, miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
3.3.6. Hâl böyle olunca, eldeki davada temyiz sınırının ve kanun yolunun açık olup olmadığının denetlenmesi bakımından Mahkemece taşınmazların değerinin keşfen belirlenmesi, bundan sonra dava değerinin hesaplanması, bu değer üzerinden harç tamamlanarak, kanun yolu denetiminin mümkün olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1 maddesi uyarınca Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 HMK’nın 371/1-ç maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11/05/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.