YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5039
KARAR NO : 2013/7828
KARAR TARİHİ : 30.04.2013
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, davalı ile 19.03.1997 tarihinde imzalanan Madeni Yağ Bayilik Sözleşmesi ve Ariyet Protokolüne göre, davalı şirketin yıllık 10 ton asgari alış taahhüdünü yerine getirmediği gibi münhasırlık şartını da ihlal ettiğini, 16.07.2008 tarihinde süresi sona eren Bayilik Sözleşmesi nedeniyle ihtarname çektiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere kâr mahrumiyeti ve ceza şart alacaklarının faiziyle davalıdan tahsili ve ariyet olarak verilen malların müvekkiline iadesine veya iadesi mümkün olmadığı takdirde demirbaşların bedelinin faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmenin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanuna aykırı olup davacı taleplerinin de geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarına göre; davanın kısmen kabulüne 76.396 TL kar kaybının 1.04 üzerinden 54.568 USD kar kaybının taleple bağlı kalınarak 5.000 USD’nin, 86.700 USD cezai şartın takdiren %80 oranında terkin yapılarak toplam 17.340 TL cezai şartın taleple bağlı kalınarak 5.000 USD’nin ariyet olarak verilen teslim edilmeyen mal bedeli olan 5.140 USD’nin 25.07.2008 temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/A maddesi uyarınca işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan öteki temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacının temyiz itirazları yönünden taraflar arasındaki 19.03.1997 tarihli Ariyet Protokolü’nün 3.3 maddesinde “Ariyetli teçhizat münhasıran Bayi tarafından ve Bayi’nin yukarıda belirtilen adresteki işyeri yağlama ve yıkama servisinde ariyeten kullanılmak üzere teslim edilmiş olup, …’ün önceden yazılı izni alınmaksızın Bayi Ariyetli Teçhizatı başka bir yere taşıyamaz, başka bir yerde kullanamaz ve kullandıramaz. “hükmü ile aynı protokolün 4.3 maddesinde “İş bu protokolün herhangi bir şekilde feshi veya sona ermesi üzerine Bayi derhal Aryetli Teçhizat’ı sağlam, temiz, iyi ve işler durumda ve …’a hiçbir güçlük çıkarmadan, …’ün Bayiye karşı herhangi bir hukuki veya idari takibe başvurmasına, mahkeme kararı alınmasına gerek olmaksızın …’a iade etmekle yükümlüdür. Bayi’nin Ariyetli Teçhizatı …’e iade etmekte direnmesi, geç iadesi veya herhangi bir şekil ve nedenle iadeden kaçınması durumunda …’un Bayi’ye karşı bu protokolden ve Madeni Yağ Bayilik Sözleşmesinden kaynaklanan sair her türlü hakları ve zararlarının tazmini istemine hakları saklı kalmak üzere Bayi, …’e Ariyetli teçhizatı iade etmekte geciktiği her bir gün için 100 USD’nı cezai şart bedeli olarak ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder.” bçimindedir.
Davacı yan Kadıköy 15. Noterliğinin 16.07.2008 tarihli 27965 nolu ihtarında ariyet olarak verilen malların iadesini istemiş verilmediği taktirde kanuni sonuçlarını hatırlatmıştır. Malların teslimi için ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 günlük süre vermiştir. Davalı tarafın bu ihtara verdiği Sakarya 5. Noterliğinin 23.07.2008 tarihli 27067 yevmiye nolu cevabi ihtarnamesinde ise ariyet protokolü ile verilen ekipmanı derhal teslim etmeye hazır olduklarını, teslim alınmasını bildirmiş ise de, söz konusu malları davacıya teslim etmemiştir. Bu nedenle malların davacıya teslim yükümlülüğünün davalı üzerinde olduğunun kabulünde isabetsizlik yok ise de, davacı dava dilekçesinde davalının demirbaşları iade etmekte geciktiği için karşılığı sözleşme gereği 87.500 USD cezai şart alacağı için kısmi dava açmış, bilirkişi raporunda ise istenilen bu bedelin fahiş olup, davalının mahvına sebep olacak nitelikte bulunduğunu bildirerek davanın cezai şart olarak isteyebileceği miktarın 17.340 USD olabileceğini bildirmiştir. Mahkemece raporda belirtilen bu yön gözetilmeden ve sözleşme hükmünde cezai şartın USD olarak kararlaştırılmış olduğu dikkate alınmadan 17.340 TL’ye hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
3- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, dava dilekçesinde ariyet olarak verilen mal bedellerinden 5.484 USD’nin şimdilik 5.000 USD miktarının tahsilini talep ettiği halde, mahkemece bu talep aşılarak ariyet olarak verilen mal bedeli olarak 5.140 USD üzerinden hüküm kurulması doğru değildir.
Bunun yanında taraflar arasında akdedilen sözleşmenin süresinin dolması nedeniyle sona ermiş olduğu ihtilafsızdır. Bu sözleşmenin sona ermesinden yaklaşık 2 yıl sonra davacı yanın, davalının sözleşme süresince kotayı doldurmamış olduğundan bahisle kar mahrumiyeti talebinde bulunması Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder.
Mahkemece açıklanan bu yön gözetilerek bu kalem isteminin reddi gerekirken, talebin kısmen kabulünde isabet görülmemiştir.
Öte yandan, davacı yan talebinde, davalıya ariyet olarak bırakılan demirbaşların aynen iadesini aynen iadesinin mümkün olmaması halinde bedellerinin tahsilini talep etmiş, mahkemece aynen iade istemi üzerinde yeterince durulup, bilirkişi raporu da göz önünde bulundurularak dava konusu malların aynı iadesinin mümkün olup olmadığı tartışılmadan belirlenen bedel üzerinden karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin öteki temyiz itirazlarının reddine (oybirliği ile), (2) nolu bentte belirtilen sebeplerle hükmün davacı yararına (oyçokluğu ile), (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı yararına (oybirliği ile) BOZULMASINA, peşin harçların istek halinde iadesine, 30.04.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacının taleplerinden birisi de ariyet olarak verilen malların geç iadesinden doğan cezai şart alacağına ilişkindir.
Davaya dayanak teşkil eden 19.03.1997 tarihli ariyet protokolünün 4.3 maddesinde aynen “İş bu protokolün herhangi bir şekilde feshi veya sona ermesi üzerine Bayi derhal ariyetli teçhizatı sağlam , temiz ve iyi ve işler durumda ve …’a hiçbir güçlük çıkarmadan, …’ün Bayiye herhangi bir hukuki veya idari takibe başvurmasına, mahkeme kararı alınmasına gerek olmaksızın …’a iade etmekle yükümlüdür, Bayinin ariyetli teçhizatı …’a iade etmekte direnmesi, ve geç iadesi veya herhangi bir şekil ve nedenle iadeden kaçınması durumunda …’ün Bayiye karşı bu protokolden ve Madeni Yağ Bayilik Sözleşmesinden kaynaklanan sair her türlü hakları ve zararlarının tazmini istemine hakları saklı kalmak üzere Bayi, …’e ariyetle teçhizatı iade etmekte geciktiği her bir gün için 100 USD cezai şart bedeli olarak ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder” denilmektedir.
Görüldüğü üzere; sözleşmenin ilgili maddesinde, ariyete konu teçhizatın iade edilmesiyle ilgili her türlü ayrıntıya yer verilmesine rağmen, iadenin şekli ve kim tarafından, nerede yapılacağı hususlarında açıklık bulunmamaktadır.
Bu durumda gerek doktrinde gerekse uygulamada kabul gördüğü üzere “tek taraflı düzenlenen sözleşme hükümlerinde yeterince açıklık bulunmaması halinde tereddüt hasıl olduğunda, yorumun, sözleşmeyi düzenleyen aleyhine yapılacağı” yönündeki genel ilke ve kabul de nazara alınarak davacı şirket aleyhine yorumlamak, hakkaniyete daha uygun düşecektir.
Nitekim olayımızda zaman itibarıyla tatbik edilemeyecek TBK.nun 23. Maddesinde de uygulamaya paralel bir düzenleme yapılmak suretiyle: “Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda davacının ariyete konu teçhizatın iadesi için ihtar çektiği, davalının da cevabi ihtarında teslime hazır olduğunu beyan ettiği hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu olan şey davacının mı gelip teslim alacağı, yoksa; davalının mı götürüp teslim edeceği noktasında toplanmaktadır. Yukarıda açıklanan temel hukuk ilkeleri bağlamında konuya yaklaşıldığında, sözleşmede açıkca düzenlenmeyen bir hususta davalının sorumluluğu cihetine gitmenin hakkaniyete uygun düşmeyeceği kanaatiyle, mahkeme kararının cezai şarta dair hükmünün, yalnızca bu nedenle bozulması gerektiğinden, sayın çoğunluğun aksi yönde tezahür eden 2 nolu bentteki bozma gerekçesine iştirak etmiyorum.