YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17540
KARAR NO : 2013/3687
KARAR TARİHİ : 27.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı ihtiyati tedbire itirazın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
İhtiyati tedbir isteyen vekili, dava dışı … ve …’ün iki ortak olarak yapı denetim alanında iştigal edecek olan müvekkili şirketi kurduklarını ve her iki ortağın şirketi temsilde münferiden yetkili olduğunu, dava dışı ortak …’ün daha önceden dava dışı … Ltd.Şti.’nin ortağı olduğunun ortaya çıktığını, müvekkili şirket ortaklığından ayrılmak için gabinle dava dışı …’den 08.02.2012 tarihinde yapılan sözleşme çerçevesinde 28.02.2012 tarihinden başlayıp 30.04.2013 tarihinde sona ermek üzere 20.000 TL lik sıralı senetlerden oluşan toplam 300.000 TL lik senet aldığını, karşılığında hissesini devrederek müvekkili firma ile bağlantısının kalmadığını, alınan ilk senedin dava dışı … tarafından vadesinde ödenmemesi üzerine ve dava dışı …’ün müvekkili şirket ortaklığından ayrılmış ve imza yetkisi olmamasına rağmen 20.09.2011 tanzim tarihli 28.02.2012 vade tarihli 300.000 TL bedelli, alacaklısı davalı … olan müvekkili şirket kaşesini senede basmak suretiyle bir senet düzenlediğini, davalı …’ün de dava dışı …’ün ortak olduğu dava dışı … Ltd. Şti’nin ortağı bulunduğunu, bu senede dayalı olarak müvekkili hakkında ihtiyati haciz kararı alınarak Kütahya l.Icra Md.nün 2012/1980 sayılı dosyasında takibe geçildiğini, hacizlerle elde edilen 118.823,84 TL bedelden arta kalan 125.315,00 TL nin 10.04.2012 tarihinde haricen ödendiğini, geri kalan 70.000 TL lik kısmı için müvekkili firmanın borçlu bulunduğu ve alacaklısının davalı … olan 01.06.2012 tarihinden başlayan sonu 01.11.2012 tarihinde biten sıralı senetler tanzim edildiğini, ayrıca müvekkilinden menfi tespit ve istirdat davası açamayacağına borcu bu haliyle kabul edip ibra ettiğine ilişkin 10.04.2012 tarihli sözleşmenin alındığını, bu sözleşmenin icra baskısı altında imzalandığını ileri sürerek icra tehdidi altına imzalanmış olan toplam 70.000 TL bedelli sıralı senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine, davalıya yapılan ödemelerin istirdatına ve senetlerin icraya konulmaması için ihtiyadi tedbire karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, 16.05.2012 tarihli kararı ile davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne dava konusu senetlerin icraya konulması ve ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verildiği, karara aleyhine ihtiyati tedbir istenen vekilince itiraz edilmiş, dava dosyasındaki bilgi belgeler ve tüm deliller gözetilerek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiş, 02.10.2012 tarihli ek karar ihtiyati tedbir isteyen vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı, icra takibinden önce menfi tespit davası açarak ihtiyati tedbir talebinde bulunmuş, mahkemece talep kabul edilerek %15 teminat karşılığında 16.05.2012 tarihli ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Davalıya ihtiyati tedbir kararı 01.06.2012 tarihinde tebliğ edilmiş, 13.07.2012 tarihli dilekçe ile ihtiyati tedbir kararına itiraz edilmiştir. Davalı 6100 Sayılı HMK.nun 127. maddesi uyarınca cevap dilekçesi verilme süresinin 1 ay uzatılmasını talep edebilir ise de ihtiyati tedbire itiraz süresinin cevap süresi gibi uzatıldığı kabul edilemez. 6100 sayılı HMK.nun 394. maddesine göre ihtiyati tedbire bir hafta içinde itiraz edilebilir. Davalının ihtiyati tedbire itirazı süresinde olmadığından reddi gerekirken kabulü isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 27.02.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ihtiyati tedbir” kenar başlıklı 391. maddesinin (3) numaralı fıkrasında ” İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır.” hükmüne yer verilmiş; fıkranın gerekçesinde, “Bu fıkra hukukumuz bakımından yenidir. Ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması, bu kurumun kötüye kullanılmasına, farklı mahkemelerce aynı konularda farklı kararların verilmesine ve bu kararların denetim dışı kalması gibi bir çok sakıncaya yol açmıştır…” denilmektedir.
HMK’nın “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı 394. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da “İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını durdurmaz.” denilmektedir.
HMK’nın “Kanun Yolları” başlıklı Sekizinci Kısmının Birinci Bölümü “İstinaf”tır ve 341. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.” denilmektedir. Fıkranın konuyla ilgili gerekçesi ise “1086 sayılı Kanuna 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla eklenen 426/A maddesi gerekçesi ile birlikte aynen benimsenmiştir. İhtiyatî tedbir … hakkındaki kararlara karşı da hükümde belirtilen hâllerde istinaf yolu açılmıştır. Özellikle uygulamada geçici hukukî korumaların gittikçe önem kazanması, ilk derece mahkemelerince bu konularda verilen farklı kararların önüne geçilmesi, gerek maddî, gerekse hukukî yanlışlıkların düzeltilebilmesi amacıyla böyle bir hükme yer verilmiştir. Bu yapılırken tüm geçici hukukî koruma kararları değil, ihtiyatî tedbir … bakımından istinaf denetimi kabul edilmiş, bunların dışında kalan … gibi geçici hukukî korumalar için bu imkân tanınmamıştır. Bununla birlikte özel kanunlarında ihtiyatî tedbir … anlamında bir geçici hukukî koruma düzenlenmişse, bunlara ilişkin kararlar hakkında da ihtiyatî tedbir(e) … ilişkin kanun yolu hükümleri uygulanmalıdır.” şeklindedir.
HMK’nın 391/3. ve 394/5. maddelerinde ihtiyati tedbire dair belirtilen (ilk derece) mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş; bu kanun yolunun ne anlama geldiği ise HMK’nın 341/1. maddesinde “İlk derece mahkemelerinden verilen … ihtiyati tedbir … taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.” hükmü ile istinaf olarak açıkça belirtilmiştir.
HMK’nın geçici 3. maddesinde,”
(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.”hükmüne yer verilmiştir.
Geçici 3. maddeyle, 5235 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi gereğince Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar istinafa ilişkin hükümler ve dolayısıyla 341. madde de henüz yürürlüğe girmemiştir.
Burada çözümü gereken sorun, HMK’nın 391. ve 394. maddelerindeki ihtiyati tedbire dair verilen ara kararı ve buna itiraz sonucu verilen karara karşı getirilen kanun yolu, temyiz şeklinde anlaşılabilir mi?
HMK’nın geçici 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istinaf mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar “1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı” vurgulandıktan sonra, (2) numaralı fıkrada “Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” denilerek HUMK’nın uygulanmasına devam edilecek hükümlerine açıklık getirilmiştir.
HUMK’nın uygulanmaya devam edilecek hükümleri, 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. maddelerdir. Buna göre, HUMK’nın 5236 sayılı Kanunla istinafa başvurma imkânı getiren 426/A ve devamı maddeleri, “1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki” ibaresi ile açıkça kapsam dışı bırakılmıştır. Burada uygulanacağı söylenen HUMK’nın anılan 427 ilâ 454. maddeleri, temyiz incelemesinin usulü ve temyize tâbi kararların kapsamını belirlemektedir ve bu kapsam içerisinde, ihtiyati tedbire ilişkin kararlar yoktur. Başka bir ifadeyle, yollama yapılan HUMK’nında ihtiyati tedbir kararlarına yönelik temyiz yolu öngörülmemiştir.
Geçici 3. maddenin (3) numaralı fıkrasında ise HMK’nında bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun, HMK’na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
İstinaf ve temyiz, farklı kanun yollarıdır. İstinaf, “yerindelik” + “hukukilik” denetimi; temyiz ise sadece “hukukilik” denetimidir. Bir an için istinaf mahkemelerinin göreve başladıklarını düşünelim: Örneğin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararına yapılan kanun yolu incelemesinde istinaf mahkemesi, başvuruyu yerinde görürse, sadece kanun yolu başvurusunun kabulüne karar vermeyecek, işin esası olan ihtiyati tedbir kararının kabulüne de karar verecektir. Oysa temyiz yolunda, başvuru yerinde ise yalnızca kararın bozulmasına karar verilebilecektir. Bu itibarla, istinaf ile temyiz incelemesinin mahiyetleri de birbirine uymamaktadır.
Nitekim yukarıda belirtilen HMK’nın 341. maddesinin gerekçesinde de “…Özellikle uygulamada geçici hukukî korumaların gittikçe önem kazanması, ilk derece mahkemelerince bu konularda verilen farklı kararların önüne geçilmesi, gerek maddî, gerekse hukukî yanlışlıkların düzeltilebilmesi amacıyla böyle bir hükme yer verilmiştir…” denilmiştir.
Bu nedenle, HMK’nın geçici 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, ihtiyati tedbire ilişkin kanun yolunu, temyiz olarak anlamak, istinaf ve temyizin mahiyetiyle bağdaşmamaktadır. Diğer yandan, HUMK’nın temyize ilişkin hükümleri, HMK’nındaki ihtiyati tedbire dair öngörülen kanun yolunda istinaf mahkemelerine getirilen göreve uymadığı gibi, HMK’na da aykırılık taşımaktadır.
HMK’nın “Temyiz edilemeyen kararlar” kenar başlıklı 362. maddesindeki, “(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz: … f) Geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar…” şeklindeki hükümde, ihtiyati tedbire ilişkin istinaf mahkemesine yapılacak kanun yolu başvurusunda verilecek kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamayacaktır.
HMK’nın 362. maddesinin konuyla ilgili gerekçesinde, “Maddede dava konusu olayın iki dereceli yargılamadan geçmiş bulunduğu göz önüne alınarak, bölge adliye mahkemesinin bazı kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği öngörülmüş ve böylece Yargıtayın iş yükünün hafifletilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda … ve geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararlar bakımından da, iki dereceli yargılamanın yeterli güvence teşkil ettiği mülahazasıyla, bu işlerde verilen kararlara karşı temyiz yolu kapatılmıştır.” denilmiştir.
Belirtelim ki, HMK ile ihtiyati tedbir konusunda öngörülen kanun yolu, “iki dereceli yargılama”dır. Başka bir ifadeyle “İlk derece mahkemesi + istinaf mahkemesi”nden oluşan iki dereceli yargılamadır. Bunun sonucu olarak, ihtiyati tedbirle ilgili getirilen kanun yolunun, temyiz olarak anlaşılması, işin mahiyetine, esasına ve amacına uymamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, ihtiyati tedbire itirazın kabulüne dair mahkemenin kararına yönelik temyiz başvurusunun, söz konusu karara temyiz başvuru imkânı bulunmadığından reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılamıyorum.