YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2256
KARAR NO : 2011/12455
KARAR TARİHİ : 19.12.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, davalı borçlu Ramazan aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazını davalı …’ye satışına ilişkin tasarrufun iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı borçlu usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen duruşmalara gelmemiş ve davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, satışın gerçek olmadığının ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava İİK’nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabi tasarrufları üç grup altında ve İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar sınırlı olarak sayılmış değildir. Kanun, iptale tabi bazı tasarruflar için genel bir tanımlama yaparak hangi tasarrufların iptale tabi olduğu hususunun tayinini hakimin takdirine bırakmıştır (İİK.md.281). Bu yasal nedenle de davacı tarafından İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerden birine dayanılmış olsa dahi mahkeme bununla bağlı olmayıp diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380
Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı). Somut olayda taşınmazın satış bedeli ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında mislini aşan bir fark bulunmamakla birlikte taşınmaz üzerindeki ipotek ile birlikte davalı 3. kişiye maliyeti gerçek değerinin iki katından daha fazladır. Ayrıca dava konusu satış 20/06/2007 tarihinde yapılmış olmasına rağmen 24/03/2008 tarihli hacizde borçlunun adresten iki ay kadar önce taşındığı da belirtilmiştir. Bunlara ilaveten borçlu ile davalı 3. kişinin babasının aynı şirkette ortak oldukları da dosya içine giren ticaret sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca açıklanan hususlar üzerinde durularak özellikle İİK’nın 280/I maddesi şartlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmesi yerine eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 19.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.