Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2012/30881 E. 2012/36450 K. 06.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/30881
KARAR NO : 2012/36450
KARAR TARİHİ : 06.11.2012

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, bayram tatili ücreti ile yıllık izin ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı … Petrol Ürünleri Tic. A.Ş. Avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, davalı işyerinde 01/04/1985-01/05/2005 tarihleri arasında tam olarak 20 yıl 1 ay bilfiil çalıştığını, çalışma hayatı boyunca davalı işverenin verdiği emir ve talimatları harfiyen yerine getirdiğini, verilen tüm görevleri bihakkın ifa ettiğini, 01/05/2005 tarihinde emekli olduğunu ve emekli olurken tüm tazminatlarına mahsuben sadece 1.000,00.-TL ödendiğini, yapılan bu ödemenin de tam 4 ay sonra ödendiğini, bunun dışında hiçbir hak ve alacağının ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, hafta tatili, yıllık izin ve genel tatil ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı …, davacının muhtelif tarihlerde günde 1.5 saat kadar çalıştığını, makbuz ve ibraname ismini taşıyan belge de belirtildiği gibi kıdem tazminatı alacağından başka alacağının bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtildiği gibi çalışma saatlerinin 07.00-19.00 saatleri arasında 12 saat olmadığını, günlük çalışmasının 1-2 saat olduğunu, davacının saygısız davrandığını, görevlerini yapmadığını, zaman zaman emniyeti suistimal ettiğini, buna rağmen tüm haklarının ibraname de belirtildiği üzere ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı …., davalı …’ın müvekkili şirketin taşeronu olmadığını, hasılat kiracısı olduğunu, her iki davalının birbirinden bağımsız olduğunu, davacının …’ın işçisi olduğunu, davada davalı sıfatının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı … şirketi temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1.Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Dosyada sorun bozma üzerine verilen kararda bozma dışında kalan hususlarda yeniden hüküm kurulup, kurulmayacağıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297 nci maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının;
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
içermesi, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve Kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir (Hukuk Genel Kurulu – 2007/14-778 E, 2007/611 K, Dairemizin 01.04.2008 gün ve 2007/38353 Esas, 2008/7142 Karar sayılı ilamı).
Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılması bu kısımların bağımsız bir şekilde onandığını göstermez, hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır.
Bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle bozma kararından sonrada Mahkemece HMUK.nun 388 vd. HMK.nun 297. maddelerinde belirtilen unsurları taşıyacak şekilde yeni bir karar verilmek zorundadır.
Somut olayda;
Mahkeme tarafından hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda yapılan inceleme sonunda bozma kapsamı dışında kalan alacaklar hakkında açıkça hüküm kurulması gerekirken “1- Davacının Kıdem tazminatı talebinin mahkememizin 07/10/2008 tarih 2005/1745 esas ve 2008/510 karar sayılı ilamı ile karara bağlandığı ve kararın Yargıtay 9. Hukuk dairesinin 21/03/2011 tarih 2009/8525 esas ve 2011/7952 karar sayılı ilamı ile kesinleştiği gözönüne alınarak bu hususta yeniden hüküm tesisine yer olmadığına,” şeklinde karar verilmesi hatalı olup kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir
3. Bilindiği üzere; 6100 Sayılı HMK’da (keza 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Yargıtay İBK 9.5.1960 tarih 21/9, RG. 28.6.1960-10537) Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Yargıtay HGK. nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı, 31.05.2006 gün ve 2006/10-307-337 sayılı ve 10.05.2006 gün ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı).
Somut olayda, mahkemece davacı emeklilik suretiyle sözleşmesini feshettiğinden ihbar tazminatı, ibraname ile ödeme nedeniyle kıdem tazminatı dışındaki diğer alacaklar reddedilmiştir. Dairemiz 2009/8525 E. 2011/7952 K sayılı bozma ilamında, tarafların sair tüm temyiz itirazları reddedilerek, ibraname makbuz hükmünde olduğundan 1.000 TL lik ödemenin mahsubu ve buna göre alacakların yeniden değerlendirilmesi gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuştur.
Mahkemece, usuli kazanılmış hak ilkesi dikkate alınarak bozma konusu yapılmayan ihbar tazminatı alacağının önceki gibi reddedilmesi gerekirken kabulü hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.
Kaldı ki, davacı emeklilik suretiyle sözleşmeyi kendisi haklı feshettiğinden sözleşmeyi fesheden taraf ihbar tazminatına hak kazanamaz.
4. Mahkemece davacıya yapılan 1.000 TL ödemenin mahsubu yoluna gidilmemiş “2-İhbar tazminatı talebinin KABULÜ ile; 769,93 TL nin, 200,00 TL sine dava tarihinden itibaren, bakiye miktarına ıslah tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı tarafından tahsil edilen 1.000,00 TL’nin infaz aşamasında öncelikle faizden olmak üzere mahsubuna,” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Yapılan ödemenin hangi alacağa mahsuben yapıldığı belirtilmemiştir. Bu durumda kısmi ödeme, öncelikle muaccel olan normal aylık ücret ve fazla mesai alacağına ilişkin borçlarına mahsup edilmelidir. Kalan miktar varsa ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücreti borcuna mahsup edilecektir. Anılan borçların muacceliyet tarihleri aynı olduğundan, temerrüt tarihi önce gerçekleşmiş olan borca yani kıdem tazminatına mahsup edilecektir. İhbar ve izin ücreti borcuna mahsubu anılan borçların muacceliyet ve temerrüt tarihlerinin aynı olması nedeni ile miktarları ile orantılı olarak yapılacaktır.
Mahkemece yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde mahsup yoluna gidilmeden, ödemenin reddedilmesi gereken bir alacaktan infaz aşamasında mahsubuna şeklinde hüküm kurulması da hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 06.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.