Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2012/3052 E. 2012/15019 K. 15.10.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/3052
KARAR NO : 2012/15019
KARAR TARİHİ : 15.10.2012

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalılardan … vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. … ile davalılardan asil … gelmiş, diğer davalı tarafından kimse gelmemiş olduğundan, onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan asil ve avukatın sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
Davacı vekili, müvekkilinin işyerini devretmek istediğini, davalı … ve beraberindeki dava dışı kişilerin işyeri ile ilgilendiklerini belirttiklerini ve devirle ilgili işlemlerin yürütülmesi için müvekkilinden vekaletname istediklerini, müvekkilince davalı …’e vekaletname verildiğini, müvekkilinin vekaletnameyi incelemek istediğinde fotokopi çekmek üzere dışarıya gönderildiğini, döndüğünde vekaletnameyi inceleyemeden imzaladığını, daha sonra müvekkili ile davalının bir çay bahçesinde oturduklarını, müvekkilinin bu sırada vekaletname içeriğinde davalı …’e kendisi adına çek ve senet yetkisinin verildiğini görünce kandırıldığını anladığını ve aynı gün bir bahane ile müvekkilinin çay bahçesinden ayrılarak vekaletname ile aynı tarihli azilnameyi adı geçen davalıya gönderdiğini, daha sonra tarafların aynı gün akşam saat 22.00’ye kadar çay bahçesinde oturduklarını, vekaletnamenin geçersiz ve hükümsüz olduğunu ancak davalı …’in bu yetkisini kötüye kullanarak 05.10.2009 tanzim tarihli, tanzim yeri Antalya olan 06.10.2009 ve 07.10.2009 vadeli 80.000 TL ve 50.000 TL bedelli iki adet bono düzenleyerek diğer davalıya verdiğini, davalıların birlikte hareket ettiklerini, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını belirterek müvekkilinin takibe konu senetler nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitine ve %40 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, diğer davalının müvekkilinin bir akrabasının yakın arkadaşı olduğunu, diğer davalının müvekkilini arayarak davacının 200.000 TL değerindeki işyerini maddi sıkıntı nedeniyle 130.000 TL’ye devredeceğini söyleyerek işyerini devralmasını müvekkiline teklif ettiğini, müvekkilinin vereceği para karşılığında senet istediğini, 05.10.2009 tarihinde Antalya’ya gelen diğer davalıya 80.000 TL vererek bu tutarda senet aldığını, birkaç saat sonra da 50.000 TL’yi tedarik ederek diğer davalıya verdiğini ve karşılığında senet aldığını, paranın işyeri devri nedeniyle verildiği hususunda diğer davalıdan yazılı belge aldığını 07.10.2009 tarihine kadar işyerinin müvekkiline devri gerektiğini, ancak devrin gerçekleşmediği gibi bonoların da iade edilmediğini, bunun üzerine senetlerin takibe konulduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, davalı …’in vekalet görevini kötüye kullandığı ve diğer davalı …’ın da vekil eden davacı zararına vekil ile işbirliği yaptığı davalı …’ın davalı …’e verdiği iddia edilen 130.000 TL’nin davacıya teslim edildiğine ilişkin yazılı belge bulunmadığını, bu konuda sunulan fotokopi belgenin hukuki bir değer taşımadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, davacının takibe konu edilen senetlerden dolayı lehtar olan davalı …’a borçlu olmadığının tespitine ve davalı …’ın %40 oranında kötüniyet tazminatıyla sorumluluğuna karar verilmiş, hüküm davalı … vekilince temyiz edilmiştir.
Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/570 esas sayılı dava dosyasında davacı … ‘ın müdahil davalıların da sanık olarak resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşları vb. tüzel kişiliklerin aracı olarak kullandırılmak suretiyle dolandırıcılık ve dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmaları istemiyle haklarında kamu davası açıldığı ve açılan bu davanın halen derdest olduğu dava dosyası içeriğinden anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi hükmü gereğince ceza mahkemesinde saptanan maddi olgular hukuk hakimini de bağlayacak olmasına göre anılan ceza mahkemesinde görülen dava sonucunda verilecek kararın kesinleşmesinin beklenmesi gerekirken eksik inceleme ile, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine 15.10.2012 gününde oybirlğiyle karar verildi.