YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/29657
KARAR NO : 2012/38086
KARAR TARİHİ : 19.11.2012
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA :Davacı, kıdem tazminatı farkı, ikramiye alacağı, fazla mesai, genel tatil, izin ücreti alacağı ile ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir.
Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler.
İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur.
Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/27217 E, 2008/24515 K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur.
Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir.
Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır.
Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.
Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır.
İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; davacı proje mühendisi olup 2.800.00 TL net ücret aldığını iddia etmektedir.
Eşi olan davacı tanığı da aynı ücreti aldığını belirtmesine rağmen, diğer davacı tanığı davacının ücretini bilmediğini dile getirmiştir.
Mahkemece, iki yerden emsal ücret araştırması yapılmış, ATO akitte yazılı ücreti alacağını, TMMMO ise asgari iddia edilen ücreti alacağını belirtmiştir.
Dosyada bir hizmet akti yoktur. Davacı ücretini imzalı bordro ile almaktadır. Davalı tanıklarının anlatımlarından davacının çalışmasının sonuna isabet eden dönemlerde aylık ücretlerin banka kanalı ile ödendiği anlaşılmaktadır.
Böyle olunca öncelikle davacının ücretinin banka kanalı ile alıp almadığı tespit edilmeli, alıyorsa banka kayıtları getirtilmeli ve bu kayıtlara itibar edilmeli, eğer davacıya banka kanalı ile ücret ödenmemiş ise, kendisinin 8 yıldır aynı yerde çalışan mühendis olması, bordroları ihtirazi kayıtsız imzalaması, SSK kayıtlarının bu ücrete uygun olması, bu konuyu şimdiye kadar fesih nedeni yapmaması, emsal ücret araştırması yapılan kurumların birbirini tutmayan yazıları ve eşi dışında iddia edilen ücreti aldığına ilişkin delil olmaması karşısında; yazılı ve imzalı iş yeri kayıtlarına göre ücretinin belirlenmesi gerekirken iddia edilen ücretten hüküm kurulması hatalıdır.
3- Davacı iş yerinde üç ayda bir bir aylık ücret tutarında ikramiye uygulaması olduğunu iddia etmektedir. Eşi olan tanık 2-3 ayda bir ikramiye olduğunu belirtmiş, diğer davacı tanığı ise ikramiye olmadığını belirtmiştir. Davalı tanıkları da iş yerinde ikramiye ödenmediğini söylemişlerdir.
İşveren ise sadece 2002 ve 2005 yıllarının Haziran aylarında işlerin iyi gitmesi nedeniyle teşvik pirimi ödendiğini, düzenli bir ikramiye uygulamıs olmadığını savunmuştur.
Davacının 8 yıl süren çalışmasında davalının belirttikleri dışında davacıya ödenmiş bir ikramiye yazılı kayıtlarda yoktur. İkramiye konusunda davacı ile eşinin anlatımları birbirini tutmamaktadır. Böyle olunca iş yerinde düzenli bir ikramiye uygulaması olduğu kanıtlanamadığından, ikramiyenin giydirilmiş ücrete yansıtılması, ve son dönem ikramiyenin kabulü yerinde değildir.
Böyle olunca bilirkişi raporunun 2. seçeneği yerine yazılı şekilde hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.