Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/7845 E. 2011/11723 K. 18.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7845
KARAR NO : 2011/11723
KARAR TARİHİ : 18.10.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … köyü 176 ada 16 parsel sayılı 2192,05 m² yüzölçümündeki taşınmaz, çalılık niteliğiyle Hazine adına tespit edilmişlerdir. Davacı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmazı edinme koşullarının yararına oluştuğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve 176 ada 16 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 597,00 m² bölümünün parselden ifrazı ile davalı adına, geriye kalan 1595,05 m²’lik bölümünün ise hali arazi vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; dosyada bulunan orman işletme şefliği yazısında yörede orman kadastrosunun yapıldığı bildirilmiştir. Ancak, yörede yapılan orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar dosyada bulunmadığı gibi uzman bilirkişi raporunda orman sınır noktalarının açıkça okunabildiği, kadastro paftası ile irtibatlandırılmış bir orman kadastro haritası uygulaması da bulunmamaktadır. Hükme dayanak alınan orman bilirkişisinin raporuna ekli memleket haritasının tarihi belli olmadığı gibi, kadastro paftası ile memleket haritası çakıştırılmamış, çekişmeli taşınmaz tarihi belirtilmeyen memleket haritası üzerine elle işaretleme ile gösterilmiştir. Yine aynı bilirkişinin raporunun içeriği de, soyut nitelikte olup denetlemeye elverişli değildir. Ayrıca, dosyada bulunan iki ayrı ziraatçı bilirkişi raporlarında da taşınmaz üzerinde toprak işlemesinin yapılmadığı ve üzerinde 2 – 10 yaşlı meyve fidanlarının bulunduğu belirtilmiş. Ancak, taşınmazın imar ihyaya konu edilip edilmediği olgusuna değinilmeden ve bu hususta yöntemine uygun araştırma yapılmadan temyize konu taşınmaz bölümünün tarım arazisi niteliğinde olduğu da belirtilmiştir. Görüleceği üzere karara dayanak alınan bilirkişi raporları ve mahkemece yapılan araştırma çekişmeli yerin öncesinin orman olup olmadığını ve taşınmaz üzerinde imar ihya ve zilyetlik koşullarının oluşup oluşmadığını ve hukuki durumunu belirlemeye yeterli ve kanaat verici olmayıp, böylesine yetersiz bilirkişi raporları ve araştırma ile hüküm verilemez.
Dosya içeriğinden, orman kadastrosunun hangi tarihte kesinleştiği anlaşılamamaktadır. Kural olarak; orman kadastrosunun kesinleştiği yerlerde, bir yerin orman olup olmadığı kesinleşmiş orman kadastrosu, harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla çözümlenir ise de, o yerde 4785 sayılı Yasa hükümleri de uygulanarak, köy ya da belde sınırlarının tümünü kapsayan (seri bazda olmayan) orman kadastrosunun yapılması halinde sağlıklı çözüme ulaştırır. Çünkü, 3116 sayılı Yasa sadece devlet ormanlarının kadastrosunun yapılması öngörülmüştür. Bu nedenle; 4785 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu kesinleşen orman kadastrosu, harita ve tutanaklarının uygulanması orman sınırı dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumu saptanamayacağından, çekişmeli taşınmazın orman olup olmadığının 4785, 5658 sayılı Yasalar ile 05.11.2003 gün 4999 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 7. maddesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 4785 sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiştir. Devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuş ve iade koşulları yasada gösterilmiştir.
O halde; mahkemece öncelikle, ilgili orman işletme müdürlüğünden çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde yapıldığı bildirilen orman kadastro çalışmalarına ilişkin orman tahdit çalışma tutanakları, işe başlama, iş bitirme, askı ilan tutanakları ile renkli orijinalinden çıkartılmış onaylı orman tahdit haritası, en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli, orman kadastrosu kesinleşmiş ise, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, taşınmazın 6831 sayılı yasanın 17/2 maddesi kapsamında orman içi açıklığı olup olmadığı da değerlendirilmelidir.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde davacı, kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle zilyetliğe dayandığından zilyetlik koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalıdır. Zilyetlik maddi bir olgu olup, bunun tanık dahil her türlü delille kanıtlanması gerekir. Salt yerel bilirkişi anlatımı hükme dayanak alınamaz. Mahkemece, taraflardan tanıkları sorulup, H.Y.U.Y.nın 259. ve 265. maddeleri gereğince taşınmaz başında dinlenip; taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, salt hayvan otlatmanın veya taşınmaz üzerine ev, ağıl ve benzeri tesisler yapmanın ihya sayılamayacağı gibi, ekonomik amaca uygun zilyetlik olamayacağı düşünülmeli, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisinden davalı taşınmazdan toprak numunesi aldırılıp, toprak yapısı hususunda inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı, imar ihya edilip edilmediği, edildi ise tarihi, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; tesbit tarihine kadar davacı gerçek kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Kabule göre de; hükümde tespitin iptali yerine, tutanağın iptali denilmiş olması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 18/10/2011 günü oybirliği ile karar verildi.